Telefonlarımız Düşüncelerimizi Okuyor mu?Bir Gün Telefonlarımız Bizi Bizden Daha İyi Tanıyabilir mi? (5.bölüm)

Yaklaşık otuz yıldır cep telefonları hayatımızda.
İlk zamanlar yalnızca konuşmak için kullandığımız bu cihazlar, bugün adeta hayatımızın dijital hafızasına dönüştü.

Sabah gözümüzü açar açmaz ona uzanıyoruz.

Gün içinde onlarca kez elimize alıyoruz.

Gece uyumadan önce son baktığımız ekran yine o oluyor.

Fakat çoğumuz farkında değiliz.

Aslında telefonu sadece biz kullanmıyoruz.

Telefon da, onunla bağlantılı dijital ekosistem de bizi tanımayı öğreniyor.

Yıllar boyunca onunla konuştuk…
Mesajlaştık…
Fotoğraflar çektik…
Konum bilgilerimizi paylaştık…
Bankacılık işlemlerimizi yaptık…
Alışveriş yaptık…
Sağlık uygulamalarını kullandık…
Takvimimizi oluşturduk…
Notlarımızı yazdık…
Seyahatlerimizi planladık…

Kısacası hayatımızın neredeyse tamamını dijital ortama taşıdık.

Bugün telefonlarımız yalnızca bir iletişim aracı değildir.

Onlar; hayatımızın sessiz tanıklarıdır.

Mutluluğumuza…
Hüzünlerimize…
İş hayatımıza…
Aile ilişkilerimize…
Arkadaş çevremize…
Ekonomik durumumuza…
Sağlık geçmişimize…
İlgi alanlarımıza…
Merak ettiğimiz konulara…
Hatta dünya görüşümüzü anlamaya yardımcı olabilecek dijital izlerimize kadar pek çok bilgiye dolaylı olarak şahitlik eden bir ekosistemin merkezindedir.

Bir düşünün…

e-Nabız kayıtlarımız sağlık geçmişimizi ortaya koyabiliyor.

Bankacılık uygulamalarımız harcama alışkanlıklarımızı gösteriyor.

E-Devlet üzerindeki kayıtlarımız; eğitim geçmişimizden tapu ve araç verilerimize, adres değişikliklerimizden adli süreçlerimize ve kamusal tercihlerimize kadar resmi hayatımızı belgeliyor.

Haritalar hangi güzergâhları kullandığımızı biliyor.

Arama motorları merak ettiğimiz konuları kaydediyor.

Video platformları hangi içerikleri sonuna kadar izlediğimizi öğreniyor.

Sosyal medya platformları hangi fikirleri desteklediğimizi, hangi paylaşımlarda daha fazla vakit geçirdiğimizi ve toplumsal konulardaki duruşumuzu analiz edebiliyor.

Akıllı saatler kalp ritmimizi, uyku düzenimizi ve fiziksel aktivitelerimizi takip ediyor.

Akıllı yüzükler, kulaklıklar ve diğer giyilebilir cihazlar da bu tabloya yeni veriler ekliyor.

Ancak asıl vurucu nokta, sadece bizim isteyerek veya resmi olarak bıraktığımız bu veriler değildir.

Çoğumuzun fark etmediği ama yapay zekânın en çok beslendiği şey: Pasif dijital izlerimizdir.

Ekrana dokunma ve sayfayı kaydırma hızımız…
Bir görselin, haberin ya da sosyal medya paylaşımının üzerinde durakladığımız milisaniyeler…
Bir mesajı yazarken silip silip yeniden seçtiğimiz kelimeler…
Günün hangi saatinde kararlarımızı daha hızlı verdiğimiz…
Hatta telefonumuzu tutuş açımız ve hareket ettirme biçimimiz…

Tek başına bakıldığında bu verilerin hiçbiri bizi bütünüyle anlatmaz.

Ancak hepsi bir araya geldiğinde; resmi verilerimiz, sosyal medya etkileşimlerimiz ve pasif alışkanlıklarımız birleştiğinde ortaya şaşırtıcı derecede ayrıntılı bir insan profili çıkabilir.

İşte tüm bu verileri bir araya getiren geleceğin yapay zekâsı; milyonlarca farklı izimizi birleştirerek nasıl düşündüğümüzü, nasıl karar verdiğimizi, hangi durumlarda risk aldığımızı, ne zaman yorulduğumuzu, neye sevindiğimizi ve hangi konularda hassas olduğumuzu biz fark bile etmeden modelleyebilecek.

İşte o gün yeni bir kavramla karşılaşacağız:

Dijital İkiz.

Başlangıçta bu kavram fabrikalar ve makineler için geliştirilmişti.

Daha sonra şehirler için kullanılmaya başlandı.

Yarın ise insanın dijital ikizi konuşulacak.

Belki de bir gün yapay zekâ bize şöyle diyecek:

Sizin dijital ikiziniz hazır.”

O gün bu cümle kimseye şaşırtıcı gelmeyebilir.

Çünkü yıllardır kendi ellerimizle oluşturduğumuz dijital izler, bizi temsil eden ikinci bir profilin oluşmasına zaten zemin hazırlıyor.

Asıl soru ise şu olacak:

Bu dijital ikiz bizi ne kadar doğru tanıyacak?

Bizim yerimize kararlar önerecek mi?

Hastalıklarımızı bizden önce tahmin edecek mi?

Yanlış karar vereceğimiz günleri öngörecek mi?

Yoksa yalnızca hayatımızı kolaylaştıran akıllı bir yardımcı mı olacak?

Esasında daha kritik bir soru var:
Bizi bizden daha iyi analiz edebilen bu dijital ikiz, bir süre sonra sadece kararlarımızı tahmin etmekle mi kalacak, yoksa önüne çıkardığı seçeneklerle bizi kendi öngördüğü kalıplara göre yönlendirmeye ve şekillendirmeye mi başlayacak?

Aslında yapay zekâ çağının en büyük meselesi, telefonlarımızın bizi dinlemesi değildir.

Asıl mesele, yıllardır kendi rızamızla oluşturduğumuz dijital hayatın, bizi bazı yönlerimizle bizden daha iyi analiz edebilecek ve yönlendirebilecek bir noktaya doğru ilerlesidir.

Ve belki de geleceğin en çarpıcı cümlesi şu olacaktır:

İnsan, hayatını yaşadı; yapay zekâ ise o hayatın dijital hafızasını inşa etti.”

O gün geldiğinde hepimiz aynı soruyu soracağız:

Gerçek beni mi daha iyi tanıyorum, yoksa dijital ikizim mi?

Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir