FALCON, ALLAM, FANAR, BİLGE… İSLAM ÜLKELERİ LLM YARIŞINDA NEREDE?

Birkaç yıl önce yapay zekâ yarışının haritasına baktığımızda birkaç büyük merkez görüyorduk: ABD, Çin ve Avrupa’nın bazı ülkeleri.

2026’da haritaya yeniden bakın.

Abu Dabi’de Falcon, Riyad’da ALLAM, Doha’da Fanar, Ankara’da BİLGE, Astana’da KazLLM ve AlemLLM, Jakarta’da Sahabat-AI, Kuala Lumpur’da ILMU, Umman’da Mueen…

Sessiz fakat son derece önemli bir yarış başlamış durumda.

İslam ülkeleri yapay zekâ çağında yalnızca teknolojinin müşterisi olmakla yetinmeyip kendi dillerini, verilerini ve bilgi birikimlerini merkeze alan dijital akıllar geliştirmeye çalışıyor.

Fakat asıl soru şu:

Bunlar birbirinden kopuk millî projeler olarak mı kalacak, yoksa 57 ülkenin bilimini, sermayesini, verisini ve hesaplama gücünü birbirine bağlayan yeni bir teknoloji coğrafyasının ilk taşları mı olacak?

Çünkü artık mesele kimin daha iyi chatbot yaptığı değildir.

Mesele, 21. yüzyılın bilgi altyapısını kimin kuracağıdır.

Büyük dil modelleri, yani LLM’ler, giderek insan ile bilgi arasına yerleşen yeni bir katmana dönüşüyor.

Çocuk ödevini ona soruyor. Mühendis onunla kod yazıyor. Akademisyen araştırmasında kullanıyor. Şirketler milyonlarca belgeyi ona analiz ettiriyor. Kamu kurumları kendi verileri üzerinde çalışan yapay zekâ sistemleri kuruyor.

Yakın gelecekte soru yalnızca “Yapay zekâ kullanıyor musunuz?” olmayacak.

“Kimin yapay zekâsını kullanıyorsunuz?” sorusu çok daha stratejik hâle gelecek.

BAE: Falcon’dan daha büyük bir strateji

Bugün İslam ülkeleri arasında en dikkat çekici yapay zekâ merkezlerinden biri Birleşik Arap Emirlikleri.

Abu Dabi’de geliştirilen Falcon-H1 Arabic ailesinin 3B, 7B ve 34B sürümleri bulunuyor ve 256 bin token’a kadar bağlam kapasitesi sunuluyor. 34B modelinin bazı Arapça testlerde kendisinden çok daha büyük modeller karşısında güçlü sonuçlar verdiği açıklanıyor.

Fakat BAE’nin başarısını yalnızca Falcon üzerinden okumak hata olur.

Asıl strateji; modeli, üniversiteyi, araştırmacıyı, veri merkezini, sermayeyi ve hesaplama gücünü aynı ekosistemin parçaları hâline getirebilmek.

BAE, petrol çağında elde ettiği sermayenin bir bölümünü yapay zekâ çağının altyapısına dönüştürüyor.

Bence asıl dikkat edilmesi gereken zihniyet değişimi budur.

Suudi Arabistan ve Katar

Suudi Arabistan ALLAM 34B ile ilerliyor. Model Arapça öncelikli geliştiriliyor ve ülke yalnızca LLM üretmeye değil, veri merkezinden buluta, hesaplama altyapısından uygulamalara kadar yapay zekâ değer zincirinin farklı halkalarını kendi topraklarında oluşturmaya çalışıyor.

Katar’ın Fanar 2.0 sistemi ise farklı bir açıdan dikkat çekiyor. 27 milyar parametreli merkez modelin yanında konuşma, görüntü, araç kullanımı ve ajan kabiliyetleri geliştiriliyor. İslami içerik için Fanar-Sadiq isimli özel bir sistemin bulunması da önemli.

Burada geleceğe ilişkin çok önemli bir ipucu var.

Yapay zekâ yarışı yalnızca “En büyük modeli kim yaptı?” yarışı olmayacak.

Asıl yarışlardan biri şu olacak:

Kendi dilini, kültürünü, hukukunu, tarihini ve bilgi birikimini yapay zekâya kim daha doğru aktarabildi?

Kazakistan neden şaşırtıyor?

Belki de listenin en dikkat çekici ülkelerinden biri Kazakistan.

KazLLM 70B, Sherkala 8B ve toplam 247 milyar parametreli, yaklaşık 22 milyar aktif parametre kullanan AlemLLM gibi modeller geliştiriliyor. Bunun yanında NVIDIA H200 tabanlı ulusal süperbilgisayar altyapısı kurulmuş durumda.

Burada önemli bir teknik ayrıntı var:

247 milyar parametreli bir modelin 34 milyar parametreli başka bir modelden otomatik olarak daha iyi olduğunu söyleyemeyiz.

Artık yapay zekâda yalnızca “Kaç milyar parametre?” diye sormak yetmiyor.

Veri kalitesi, model mimarisi, aktif parametre sayısı, eğitim yöntemi, muhakeme yeteneği, bağlam kapasitesi ve gerçek benchmark performansı birlikte değerlendirilmeli.

Endonezya da Sahabat-AI 70B ile Bahasa Indonesia ve çeşitli yerel dillere yöneliyor.

Malezya ILMU’yu açık biçimde “sovereign AI”, yani egemen yapay zekâ anlayışıyla geliştiriyor.

Umman ise Mueen’i kamu yönetiminde resmî yazışma, çeviri, belge analizi ve rapor özetleme gibi alanlara taşıyor.

Demek ki harita artık yalnızca birkaç Körfez ülkesinden ibaret değil.

Türkiye nerede?

Türkiye açısından tablo umut verici fakat önümüzde önemli bir mesafe var.

TÜBİTAK BİLGEM’in BİLGE ailesinde 1B ve 9B modeller sıfırdan eğitildi. BİLGE 27B, açık kaynak temel modeller üzerine Türkçe sürekli ön eğitim uygulanarak geliştirildi. 122 milyar parametreli BİLGE modeli ise ileri muhakeme ve çok adımlı problem çözme kabiliyetleri hedefiyle geliştiriliyor.

HAVELSAN MAIN kurumsal yapay zekâ alanında ilerliyor. T3 AI açık kaynak Türkçe büyük dil modeli çalışmalarını sürdürüyor. Özel sektörde de farklı girişimler ortaya çıkıyor.

Türkiye yarışın dışında değil.

Fakat hedefimiz “Bizim de bir LLM’miz var” demek olmamalı.

Çünkü gerçek yapay zekâ egemenliği bir model dosyasına sahip olmak değildir.

Modeliniz var ama GPU’nuz yoksa bağımlısınız.

GPU’nuz var ama bulut ve veri merkezi altyapınız yetersizse ölçeklenemezsiniz.

Veri merkeziniz var ama nitelikli veriniz yoksa modelinizi besleyemezsiniz.

Veriniz var ama araştırmacınız, üniversiteniz ve sermayeniz yeterli değilse küresel yarışta geride kalırsınız.

Yeni güç formülü artık şudur:

Model + veri + çip/GPU + enerji + veri merkezi + bulut + araştırmacı + üniversite + sermaye + uygulama.

Gerçek yapay zekâ gücü, bu zincirin tamamını kurabildiğiniz ölçüde ortaya çıkar.

Bugünkü tabloyu tek cümlede özetlersek; BAE ekosistem ve model çeşitliliğinde öne çıkıyor, Suudi Arabistan büyük sermaye ve altyapıyla hızla geliyor, Katar Arapça ve alan modellerinde derinleşiyor, Kazakistan beklenmedik ölçekte model ve hesaplama kapasitesi kuruyor, Türkiye ise BİLGE, MAIN ve T3 AI ile yarışa girmiş durumda fakat sahip olduğu potansiyeli henüz küresel ölçekte görünür bir yapay zekâ ekosistemine dönüştürmüş değil.

57 ülkenin asıl meselesi

Şimdi haritaya yukarıdan bakalım.

Falcon var. ALLAM var. Fanar var. BİLGE var. KazLLM ve AlemLLM var. Sahabat-AI var. ILMU var. Mueen var.

Demek ki model yok değil.

Sermaye yok değil.

İnsan kaynağı yok değil.

Veri yok değil.

Eksik olan, bütün bu kapasiteyi birbirine bağlayacak ölçek ve ortak stratejik akıldır.

Ben tek bir “İslami LLM” yapılmasından söz etmiyorum.

İslam bir dindir; yapay zekâ modeli değildir.

Sözünü ettiğim şey çok daha büyük:

İİT ülkeleri arasında ortak hesaplama altyapıları, GPU havuzları, veri standartları, benchmark merkezleri, yapay zekâ araştırma fonları, ortak doktora programları ve uzman model geliştirme ağları kurulabilir.

İstanbul’daki araştırmacı Abu Dabi’deki hesaplama gücüne erişebilmeli.

Doha’daki sermaye İslamabad’daki laboratuvarı finanse edebilmeli.

Kuala Lumpur’daki üniversite Ankara’daki araştırmacılarla ortak model geliştirebilmeli.

Jakarta’nın dil verisi, Semerkant’ın bilim insanı, Riyad’ın sermayesi ve Abu Dabi’nin hesaplama altyapısı aynı araştırma ağında buluşabilmeli.

İşte o zaman 57 ayrı kapasiteden değil, birbirine bağlanmış devasa bir bilgi ve hesaplama coğrafyasından söz etmeye başlarız.

Asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü geleceğin egemenlik mücadelelerinden biri yalnızca toprak üzerinde değil, dijital hafıza ve dijital akıl üzerinde yaşanacak.

Bir toplum kendi tarihini, bilimini, hukukunu, dilini ve kültürünü yüksek kaliteli dijital veriye dönüştürmezse geleceğin yapay zekâsı o toplumu kendi kaynaklarından değil, başkalarının onun hakkında yazdıklarından öğrenebilir.

Bu ihtimali küçümsemeyelim.

Bir Türk genci yarın tarihini bir yapay zekâya soracak.

Bir Müslüman genç dinî bir meseleyi ona danışacak.

Bir akademisyen geçmişimizi onun üzerinden araştıracak.

Peki o makine bizi kimden öğrenecek?

Bizden mi?

Başkalarının bizim hakkımızda yazdıklarından mı?

İşte dijital egemenliğin en derin meselelerinden biri budur.

Geçmişte toprağa sahip olmak güçtü.

Sonra sanayiye sahip olmak güç oldu.

Petrole sahip olmak güç oldu.

Bugün veriye sahip olmak güç.

Yarın ise o veriden akıl üretebilmek güç olacak.

Bu nedenle İslam ülkelerinin önündeki soru artık “Bizim de ChatGPT’miz olacak mı?” değildir.

Çok daha büyük bir soru var:

Çocuklarımızın, üniversitelerimizin, şirketlerimizin ve devletlerimizin kullanacağı dijital aklı kim eğitecek?

Falcon, ALLAM, Fanar, BİLGE ve diğerleri bize önemli bir şey söylüyor:

Yolculuk başlamış durumda.

Fakat şimdi ayrı ayrı model geliştirmekten daha büyük bir aşamaya geçmek gerekiyor.

Çünkü 21. yüzyılda bağımsızlık yalnızca sınırlarınızı kimin koruduğuyla ölçülmeyecek.

Verinizi kimin tuttuğu, hesaplama gücünü kimin sağladığı, bilginizi kimin dijitalleştirdiği ve dijital aklınızı kimin eğittiği de bağımsızlığınızın bir parçası olacak.

Belki de bugün sormamız gereken en büyük soru budur:

Yapay zekâ dünyayı yeniden şekillendirecekse, yapay zekâyı kim şekillendirecek?

Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir