Bir saniye…
Bu iki kelimeyi okumanız yaklaşık bir saniye sürdü.
Peki, bir saniyede ne yapılabilir?
Bir insan gözünü kırpabilir. Bir kalp yaklaşık bir kez atabilir. Bir otomobil birkaç metre ilerleyebilir.
Çin’deki LineShine süper bilgisayarı ise aynı zaman diliminde yaklaşık 2 bin 200 katrilyon kayan nokta işlemi gerçekleştirebilecek hesaplama performansına ulaşıyor. TOP500, Haziran 2026
Rakam öylesine büyük ki bir noktadan sonra zihnimizdeki anlamını kaybediyor.
O hâlde başka türlü düşünelim.
Dünyadaki 8 milyar insanın tamamını aynı anda masaya oturttuğumuzu varsayalım. Herkes saniyede bir matematiksel işlem yapacak.
Uyumak yok. Dinlenmek yok. Durmak yok.
Sekiz milyar insanın hep birlikte yaklaşık dokuz yılda yapacağı işlem sayısı, LineShine’ın yaklaşık bir saniyelik hesaplama performansına karşılık geliyor.
Bir saniyeye karşı dokuz yıl!
Elbette bu, insan zihniyle bilgisayarı bire bir karşılaştıran bilimsel bir ölçüm değil. Hesaplama büyüklüğünü gözümüzde canlandırmak için kurulmuş matematiksel bir benzetme.
Fakat bizi çok önemli bir sorunun önüne getiriyor:
Bu muazzam hesaplama gücü kimin elinde olacak ve ne için kullanılacak?
Dünyanın Yeni Bir Numarası Var
TOP500’ün Haziran 2026 listesinde, Çin’in Shenzhen kentindeki Ulusal Süper Bilgisayar Merkezi’nde bulunan LineShine birinci sıraya yükseldi.
Yaklaşık 13,8 milyon çekirdeğe sahip sistemin HPL testindeki performansı 2,198 exaflop/s olarak açıklandı.
Zirvedeki tablo şöyle:
| Sıra | Sistem | Ülke | HPL performansı |
|---|---|---|---|
| 1 | LineShine | Çin | 2,198 exaflop/s |
| 2 | El Capitan | ABD | 1,809 exaflop/s |
| 3 | Frontier | ABD | 1,353 exaflop/s |
| 4 | Aurora | ABD | 1,012 exaflop/s |
| 5 | JUPITER Booster | Almanya | 1,000 exaflop/s |
Bu beş sistem de saniyede en az bir kentilyon kayan nokta işlemi ölçeğini ifade eden exascale eşiğine ulaşmış durumda. TOP500 sıralaması
Burada bir ayrım önemli: Sıralama, belirli bir bilimsel hesaplama testine dayanıyor. Listenin birincisi olmak, her yapay zekâ uygulamasında veya her araştırma probleminde en hızlı olmak anlamına gelmiyor.
Yine de ortaya çıkan tablo, ülkelerin bilimsel ve teknolojik kapasitesine ilişkin güçlü bir işaret veriyor.
Çünkü artık rekabetin bir boyutu da kimin daha büyük ve daha karmaşık problemleri çözebildiği.
Hesaplama Gücü Neden Bu Kadar Önemli?
Bir ülkenin gücünü değerlendirirken nüfusuna, ekonomisine, fabrikalarına, enerji kaynaklarına ve ordusuna bakıyoruz.
Bunların yanına artık hesaplama kapasitesini de koymak gerekiyor.
Yeni bir ilaç molekülünün nasıl davranacağını araştırmak, iklim senaryolarını karşılaştırmak, daha dayanıklı malzemeler geliştirmek, uçak motorlarını tasarlamak veya büyük yapay zekâ modellerini eğitmek…
Bu çalışmaların ortak ihtiyaçlarından biri, çok büyük miktarda hesabı yapılabilir sürelerde tamamlamak.
Bir araştırmacının fikri olabilir. Ancak o fikri sınayacak altyapıya erişemiyorsa çalışması bekler, kapsamı daralır veya başka bir merkezin imkânlarına bağlı kalır.
Hesaplama kapasitesi arttığında ise daha fazla ihtimal denenebilir, daha ayrıntılı modeller kurulabilir ve araştırmanın bazı aşamaları hızlanabilir.
Elbette daha hızlı hesap yapmak, kendiliğinden daha doğru düşünmek değildir. Yanlış veriyi veya yanlış varsayımı güçlü bir bilgisayara vermek, hatayı ortadan kaldırmaz.
Asıl değer; güçlü altyapının, doğru sorular sorabilen insanlarla buluşmasında ortaya çıkar.
Bu nedenle TOP500’ü okurken makinelerin arkasındaki araştırma ekosistemini de görmek gerekiyor: Üniversiteleri, mühendisleri, yazılımı, sanayiyi ve uzun vadeli bilim politikalarını.
“Veri Yeni Petroldür” Demek Artık Yetmiyor
Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz:
“Veri yeni petroldür.”
Bana göre bu cümle eksik.
Petrolün değere dönüşmesi için nasıl çıkarılması, işlenmesi ve taşınması gerekiyorsa verinin de kullanılabilir bilgiye dönüşmesi gerekiyor.
Milyarlarca veriniz olabilir. Peki onu hangi altyapıyla işleyeceksiniz?
Kendi büyük dil modelinizi geliştirmek isteyebilirsiniz. Hangi işlemcilerle eğitecek, hangi veri merkezinde çalıştıracak, enerjisini nereden sağlayacaksınız?
Önümüzde birbirine bağlı üç temel unsur var:
VERİ + ENERJİ + HESAPLAMA
Bu üçlüyü anlamlı sonuçlara dönüştürecek unsur ise nitelikli insan.
Dolayısıyla teknoloji politikası, yalnızca cihaz alımına indirgenemez. Veri üretimini, enerji arzını, araştırmacı yetiştirmeyi ve altyapıya erişimi birlikte düşünmek zorundayız.
Aksi hâlde pahalı sistemler kurar, fakat onların sağlayabileceği bilimsel ve ekonomik değerin gerisinde kalırız.
Çin’in Mesajı Birincilikten Daha Büyük
LineShine’ın dikkat çekici taraflarından biri, kullandığı teknoloji altyapısı.
Sistem; LingKun platformu, 304 çekirdekli LX2 işlemcileri, LingQi bağlantı teknolojisi ve Kylin işletim sistemi üzerine kurulmuş durumda. TOP500 teknik açıklaması
Buradan çıkarılabilecek stratejik mesaj, sıralamadaki birinciliğin ötesine geçiyor:
Bir teknolojiyi kullanabilmek kadar, onun kritik bileşenlerini geliştirebilmek de önemli.
Satın aldığınız hesaplama gücü size kapasite kazandırır. Onu tasarlama ve üretme kabiliyetiniz ise teknolojik bağımsızlığınızı güçlendirir.
Tam bağımsızlık elbette tek bir bilgisayar üretmekle sağlanmaz. Çip tasarımından üretim ekipmanlarına, yazılımdan tedarik zincirine kadar uzanan geniş bir yapıdan söz ediyoruz.
Ancak bu zincirin hangi halkalarında söz sahibi olduğunuz, gelecekte hangi koşullarla teknolojiye erişebileceğinizi de etkiler.
Bugün bir sistem satın almakla, yarın o sistemin devamını geliştirebilecek bilgi birikimine sahip olmak arasında büyük bir fark var.
Gücün Bir Bedeli Var: Enerji
LineShine’ın bildirilen güç tüketimi yaklaşık 42,2 megawatt. TOP500 sistem verileri
Tek bir süper bilgisayar sisteminden söz ediyoruz.
Bu rakam, hesaplama yarışının enerji boyutunu görünür kılıyor. Daha fazla işlemci, daha büyük veri merkezleri ve daha yoğun hesaplama; elektrik altyapısını ve soğutmayı da planlamanın merkezine taşıyor.
Bu nedenle geleceğin teknoloji politikasını enerji politikasından ayrı düşünemeyiz.
Bir ülke büyük yapay zekâ yatırımları açıklayabilir. Fakat bunları çalıştıracak güvenilir elektriği, uygun altyapıyı ve sürdürülebilir işletme bütçesini hazırlamamışsa hedefleri kâğıt üzerinde kalabilir.
Üstelik mesele yalnızca daha fazla enerji bulmak da değil. Aynı enerjiyle daha fazla iş yapabilmek, yani verimlilik de yarışın önemli bir parçası.
Bugün:
“En güçlü yapay zekâyı kim geliştirecek?”
diye soruyoruz.
Bu sorunun hemen yanında bir başkası duruyor:
“Onu çalıştıracak enerjiyi kim, hangi maliyetle sağlayacak?”
Peki Türkiye Nerede?
Türkiye açısından bu tartışmanın somut karşılıklarından biri, TÜBİTAK ULAKBİM bünyesindeki TRUBA ve ARF hesaplama altyapıları.
Ancak kendimize soracağımız soru, bir dünya sıralamasındaki yerimizle sınırlı kalmamalı.
Daha önemli bir soru var:
Bir sonraki ARF’ın ne kadarını biz yapacağız?
İşlemci tasarımında hangi kabiliyetleri geliştireceğiz? Yüksek hızlı bağlantı teknolojilerinde, sistem yazılımlarında ve soğutmada hangi alanlarda söz sahibi olacağız?
Bu sistemleri kuracak, yönetecek ve bilimsel üretime dönüştürecek mühendisleri nasıl yetiştireceğiz?
Her bileşeni aynı anda üretmek gerçekçi bir başlangıç olmayabilir. Fakat hangi alanlarda uzmanlaşacağımızı belirlemek ve bunlar için devamlılığı olan bir program kurmak mümkündür.
Üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve sanayinin erişebildiği ortak altyapılar; bu altyapılarda çalışan nitelikli ekipler ve yerli teknoloji geliştirme programları birlikte ilerlemeli.
Başarıyı da yalnızca satın alınan cihaz sayısıyla ölçmemeliyiz.
Bu kapasiteyle hangi araştırmalar yapıldı? Hangi ürünler geliştirildi? Kaç araştırmacı yetişti? Sanayinin hangi problemi çözüldü?
Türkiye’nin hedefi, hesaplama kapasitesini büyütürken teknoloji üretme kabiliyetini de derinleştirmek olmalı.
Çünkü sıralamadaki yerimiz bugünkü kapasitemizi gösterir. O kapasiteyi geliştirebilme yeteneğimiz ise yarınki hareket alanımızı belirler.
Exascale Son Durak Değil
Bugün saniyede kentilyonlarca işlem bize inanılmaz geliyor.
Fakat teknoloji tarihinin öğrettiği bir gerçek var:
Bugünün mucizesi, yarının sıradan teknolojisine dönüşebilir.
Megafloplardan gigafloplara, terafloplardan petafloplara geldik. Bugün exaflop ölçeğini konuşuyoruz.
Bir sonraki büyük ölçek, saniyede 10²¹ kayan nokta işlemini ifade eden zettascale. Bu, bir exaflopun bin katı demek.
Bu büyüklükte kullanılabilir sistemler kurmanın önünde enerji, veri aktarımı, bellek ve soğutma gibi ciddi mühendislik meseleleri bulunuyor.
Daha fazla işlemciyi yan yana koymak tek başına yeterli olmayacak. İşlemcilerin birbiriyle nasıl haberleştiği, verinin nasıl taşındığı ve enerjinin ne kadar verimli kullanıldığı da belirleyici olacak.
Geleceğin süper bilgisayarını tasarlamak, bütün bu parçaları birlikte yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Asıl Yarış Şimdi Başlıyor
TOP500 listesini açtığınızda isimler, ülkeler, milyonlarca çekirdek ve büyük performans rakamları görürsünüz.
Ben o tabloya baktığımda, geleceğin güç haritasının önemli bir parçasını görüyorum.
Hangi ülke bilim insanına daha geniş araştırma imkânı sunabilecek?
Hangisi sanayisinin zor problemlerini kendi altyapısıyla çözebilecek?
Hangisi geliştirmek istediği teknoloji için başkasının kapasitesine, fiyatına ve erişim koşullarına daha az bağımlı olacak?
Bu sorular bizi giderek daha fazla konuşacağımız bir kavrama götürüyor:
HESAPLAMA EGEMENLİĞİ.
Bunu, her şeyi tek başına üretmek olarak anlamıyorum. Kendi önceliklerini belirleyebilmek, kritik araştırmalarını sürdürebilmek ve ihtiyaç duyduğunda kullanabileceği kapasiteyi güvence altına almak olarak görüyorum.
Yıllar sonra bu tabloya yeniden baktığımızda, sıralamadaki isimlerden çok ülkelerin bu kapasiteyle ne yaptığını konuşacağız.
Kim bilim üretti? Kim sanayisini geliştirdi? Kim insan yetiştirdi? Kim yalnızca pahalı makineler satın almakla yetindi?
Yazının başındaki o bir saniyeye dönelim.
Sekiz milyar insanın yaklaşık dokuz yıllık işlem sayısını bir saniyeye sığdırabilen bir kapasiteden söz ediyoruz.
Böyle bir çağda geleceği anlamak için hesaplama gücünü de anlamak zorundayız.
Çünkü geleceğin en önemli sorularından biri şu olacak:
“Geleceği hesaplayabilecek güç kimin elinde olacak?”
Taşkın Koçak
