Telefonlarımız Düşüncelerimizi Okuyor mu?

Yapay Zekâ Çağında Zihinsel Mahremiyet ve Beyin-Bilgisayar Arayüzlerinin Geleceği

Son aylarda nereye gitsem aynı soruyla karşılaşıyorum.

Üniversitelerde verdiğim konferanslarda, iş insanlarıyla yaptığımız toplantılarda, dost meclislerinde, televizyon programlarından sonra yapılan sohbetlerde hatta aile ortamlarında bile konu dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor.

Birisi mutlaka söze giriyor ve benzer bir hikâye anlatıyor.

“Hocam, elimde telefon vardı. İnternette hiçbir arama yapmamıştım. Kimseyle konuşmamıştım. Sadece aklımdan bir ürün geçti. Belki bir kamp sandalyesi, belki yeni bir kahve makinesi, belki bir saat… Aradan çok kısa bir süre geçti ve telefonumu açtığımda tam da düşündüğüm ürünün reklamı karşıma çıktı. Bu nasıl oluyor? Telefonlarımız düşüncelerimizi mi okumaya başladı?”

İlk zamanlarda bunu sıradan bir tesadüf olarak değerlendirdim.

Sonuçta insan zihni bazen tesadüfleri olduğundan daha anlamlı hâle getirebilir. Psikolojide bunun birçok örneği vardır. Bir otomobil modeli almaya karar verdiğinizde o otomobili sanki herkes kullanıyormuş gibi görmeye başlamanız veya yeni öğrendiğiniz bir kelimenin her yerde karşınıza çıkması gibi…

Fakat zaman geçtikçe dikkatimi çeken başka bir durum oldu.

Bu soruyu artık yalnızca birkaç kişi değil, çok farklı yaş gruplarından, farklı mesleklerden ve birbirini hiç tanımayan insanlar sormaya başlamıştı.

İş insanı da aynı şeyi söylüyordu.

Akademisyen de…

Üniversite öğrencisi de…

Ev hanımı da…

Üstelik anlatılan olayların ayrıntıları değişiyor ama ortak cümle hiç değişmiyordu.

“Ben bunu sadece düşündüm.”

“Kimseye söylemedim.”

“Google’da aratmadım.”

“Yazmadım.”

“Peki telefon bunu nereden biliyor?”

İtiraf etmeliyim ki ben de buna benzer birkaç olay yaşadım.

İlk anda “Mutlaka bir açıklaması vardır.” dedim.

Sonra araştırmaya başladım.

Karşıma çıkan bilimsel çalışmalar, yapay zekâ teknolojileri ve günümüzde kullanılan veri analiz yöntemleri bana şunu gösterdi:

Aslında sorduğumuz soru yanlış olabilir.

Belki de asıl soru;

“Telefonlarımız düşüncelerimizi okuyabiliyor mu?” değil,

“Yapay zekâ bizi bizden daha iyi tanımaya mı başlıyor?”

sorusudur.

Bu iki soru birbirine çok benziyor gibi görünse de aslında aralarında büyük bir fark vardır.

Çünkü birincisi bilim kurguya, ikincisi ise bugün yaşadığımız teknolojiye aittir.

Gerçekten Telefonlarımız Düşüncelerimizi Okuyabilir mi?

Önce bilimsel gerçeği açıkça ortaya koymak gerekiyor.

Bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlar, beynimizin içinde oluşan düşünceleri doğrudan okuyamıyor.

Henüz böyle bir teknolojiye sahip değiliz.

Bir insanın beynindeki elektriksel faaliyetleri anlamlandırabilmek için bugün bile EEG cihazlarına, fonksiyonel MR sistemlerine veya Beyin-Bilgisayar Arayüzleri (Brain-Computer Interface – BCI) olarak adlandırılan özel teknolojilere ihtiyaç duyuluyor.

Yani telefonunuz cebinizde dururken aklınızdan geçen cümleleri kelime kelime okuyamaz.

Bunu söylemek için elimizde güçlü bilimsel gerekçeler var.

Fakat burada çok ilginç bir durum ortaya çıkıyor.

Telefon düşüncelerimizi okuyamıyorsa…

Neden milyonlarca insan aynı deneyimi yaşıyor?

Neden hepimiz zaman zaman “Ben bunu daha yeni düşünmüştüm.” diyoruz?

İşte asıl ilginç nokta burada başlıyor.

Çünkü yapay zekâ, düşüncelerimizi okumuyor olabilir.

Ama bizi gözlemliyor.

Daha doğrusu…

Davranışlarımızı gözlemliyor.

Ve bunu sandığımızdan çok daha ayrıntılı yapıyor.

Telefonlarımız Sandığımızdan Çok Daha Fazlasını Görüyor

Bugün çoğu insan telefonunu yalnızca iletişim kurduğu bir cihaz olarak görüyor.

Oysa mühendis gözüyle baktığınızda akıllı telefon aslında cebimizde taşıdığımız küçük bir sensör laboratuvarıdır.

İçinde yalnızca kamera ve mikrofon yoktur.

GPS vardır.

İvmeölçer vardır.

Jiroskop vardır.

Pusula vardır.

Barometre vardır.

Yakınlık sensörü vardır.

Ortam ışığı sensörü vardır.

Bluetooth antenleri vardır.

Wi-Fi tarayıcıları vardır.

Hatta kullandığınız uygulamalar sayesinde ekran üzerindeki dokunuş hızınızdan yazma alışkanlıklarınıza kadar yüzlerce farklı veri üretirsiniz.

Bu sensörlerin her biri tek başına çok anlamlı görünmeyebilir.

Fakat yapay zekâ hiçbir zaman tek bir veriye bakmaz.

Onun asıl gücü, birbirinden bağımsız görünen milyonlarca küçük veriyi tek bir resme dönüştürebilmesidir.

Bir yapboz düşünün.

Kutunun içindeki tek bir parça size hiçbir şey söylemez.

Fakat binlerce parçayı doğru şekilde bir araya getirdiğinizde ortaya çok net bir görüntü çıkar.

İşte makine öğrenmesi de tam olarak bunu yapıyor.

Sizin gün boyunca bıraktığınız dijital izleri bir araya getirerek davranışlarınızın matematiksel modelini oluşturmaya çalışıyor.

Sabah kaçta uyandığınız…

Telefonu ilk hangi uygulamayla açtığınız…

Hangi haberde daha uzun kaldığınız…

Bir videoyu kaç saniye izlediğiniz…

Hangi ürünün fotoğrafına birkaç saniye daha fazla baktığınız…

Hangi mağazanın önünden geçtiğiniz…

Ne zaman yürüdüğünüz…

Ne zaman araç kullandığınız…

Kimlerle daha sık iletişim kurduğunuz…

Hangi saatlerde daha fazla alışveriş yaptığınız…

Tek tek bakıldığında sıradan görünen bütün bu veriler, yapay zekâ için son derece kıymetlidir.

Çünkü insan davranışı rastgele değildir.

Hepimizin alışkanlıkları vardır.

Rutinleri vardır.

Karar verme biçimleri vardır.

İşte makine öğrenmesi tam da bu düzenleri keşfetmeye çalışır.

Ve belki de burada yazının en önemli cümlesini kurmak gerekiyor.

Bugün yapay zekânın amacı düşüncelerimizi okumak değildir.

Asıl amacı, düşünmeden önce ne yapacağımızı mümkün olduğunca doğru tahmin etmektir.


Devam edecek…

Taşkın Koçak

Facebook
Twitter
Telegram
WhatsApp
Email

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir