EKRAN BAĞIMLILIĞI: İNSANLIĞIN DİJİTAL GÖÇÜ

İnsanlık Gerçek Dünyayı Neden Terk Ediyor?

Son yıllarda ekran bağımlılığı üzerine sayısız araştırma yapıldı, yüzlerce rapor yayımlandı ve binlerce uzman görüş bildirdi. Aileler çocuklarının telefonla fazla vakit geçirmesinden şikâyet ediyor, öğretmenler öğrencilerin dikkat sürelerinin giderek kısaldığını söylüyor, psikologlar ise sosyal medya kullanımının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini tartışıyor.

Fakat bütün bu tartışmaların ortasında çoğu zaman gözden kaçan daha büyük bir gerçek var.

Asıl mesele ekran bağımlılığı değildir.

Asıl mesele, insanlığın tarihinin en büyük zihinsel göçlerinden birini yaşıyor olmasıdır.

Fakat bu kez insanlar bir ülkeden başka bir ülkeye, bir şehirden başka bir şehre veya bir kıtadan başka bir kıtaya göç etmiyor.

Bu kez gerçekleşen göç fiziksel değil, zihinseldir.

İnsanlık yavaş yavaş gerçek dünyadan dijital dünyaya taşınmaktadır.

Günümüzde milyarlarca insan sabah gözünü açar açmaz ilk olarak telefonuna bakıyor. Gün içinde haberlerini ekranlardan alıyor, dostlarıyla ekranlar üzerinden konuşuyor, alışverişini ekranlar üzerinden yapıyor, eğlenmek için ekranlara yöneliyor ve çoğu zaman düşüncelerini, öfkelerini, sevgilerini, özlemlerini hatta kimliğini bile dijital platformlar üzerinden ifade ediyor.

Bedenlerimiz hâlâ aynı şehirlerde yaşıyor olabilir.

Ama zihnimiz giderek başka bir dünyada yaşamaya başlamıştır.

İşte bu nedenle ekran bağımlılığı meselesini yalnızca telefon kullanımı veya sosyal medya alışkanlığı olarak görmek büyük bir yanılgıdır.

Karşımızda çok daha derin ve kapsamlı bir dönüşüm vardır.

İnsanlık tarihi aynı zamanda büyük göçlerin tarihidir.

Bir zamanlar insanlar avcı-toplayıcı hayattan tarım toplumuna geçti.

Daha sonra köylerden kentlere göç etti.

Sanayi devrimiyle birlikte büyük şehirler ortaya çıktı.

Yakın geçmişte ise fiziksel sınırları aşan küresel bir dünya kuruldu.

Fakat bugün yaşadığımız dönüşüm bunların tamamından farklıdır.

Çünkü ilk kez insanın bedeni bulunduğu yerde kalırken, sosyal hayatı başka bir ortama taşınmaktadır.

Bir çocuk artık arkadaşlarıyla mahallede değil, çevrim içi oyunlarda buluşuyor.

Bir genç düşüncelerini okul bahçesinde değil, sosyal medya platformlarında paylaşıyor.

Bir yetişkin komşusuyla değil, ekran karşısında hiç tanımadığı insanlarla daha fazla zaman geçiriyor.

Birçok insan gün içerisinde ailesiyle geçirdiği süreden daha fazlasını dijital platformlarda geçiriyor.

Bu durum yalnızca teknolojik bir değişim değildir.

Bu, insan ilişkilerinin mekân değiştirmesidir.

Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:

İnsanlar gerçekten ekran bağımlısı mı?

Yoksa ekranlar, insanların eksikliğini hissettiği şeyleri sunduğu için mi bu kadar güçlü hâle geldi?

Çünkü insan sebepsiz yere bir yere yönelmez.

İnsan; kendisine anlam veren, heyecan veren, aidiyet hissettiren ve değer gördüğü alanlara yönelir.

Bugün birçok çocuk ve genç için dijital dünya; gerçek dünyadan daha heyecanlı, daha hızlı, daha erişilebilir ve daha ödüllendirici görünmektedir.

Burada asıl sorgulamamız gereken şey ekranlar değil, gerçek hayatın kendisidir.

Çocukları ve gençleri ekrandan uzaklaştırmak istiyoruz.

Peki onları nereye davet edeceğiz?

Eskisi kadar güvenli olmayan sokaklara mı?

Komşuluk ilişkilerinin giderek zayıfladığı mahallelere mi?

Birçok gencin kendisini yalnız hissettiği devasa şehir hayatına mı?

Saatlerce sınavlara hazırlanmak ve rekabet etmek zorunda kaldığı eğitim sistemine mi?

Daha da önemlisi, sosyal faaliyetlerini gerçekleştirebileceği, arkadaşlarıyla vakit geçirebileceği, spor yapabileceği, üretebileceği ve kendisini ifade edebileceği yeterli alanların bulunmadığı bir kentleşme anlayışı içerisinde, büyük şehirlerde yaşayan çocuk ve gençleri hangi gerçek hayatın içine çağıracağız?

Bugün milyonlarca genç, yaşadığı şehirde kendisine ait bir alan bulamıyor. Ne güvenle vakit geçirebileceği sokaklar var, ne güçlü bir mahalle kültürü ne de kolayca ulaşabileceği sosyal ve kültürel ortamlar.

Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuğun veya gencin eğlenmek, sosyalleşmek, aidiyet hissetmek ve kendisini gerçekleştirmek için dijital dünyaya yönelmesi ne kadar şaşırtıcıdır?

Esasında ekran bağımlılığı dediğimiz şey, ekranların olağanüstü başarısından çok; gerçek hayatın çocuklara ve gençlere yeterince güçlü, yeterince cazip ve yeterince yaşanabilir bir dünya sunamamasının sonucudur.

Bu sorulara cevap vermeden ekran bağımlılığını konuşmak, sadece sonuca bakıp sebebi görememektir.

Çünkü ekran çoğu zaman sebep değil, sonuçtur.

Modern insanın en büyük problemlerinden biri yalnızlıktır.

Kalabalıklar içinde yaşayan milyonlarca insan, kendisini tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yalnız hissediyor.

İnsanlar birbirlerine fiziksel olarak yakın; fakat ruhen birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

Birçok kişi gün boyunca yüzlerce içerik görüyor ama gerçek anlamda kimseyle derin bir ilişki kuramıyor.

İşte tam bu noktada dijital dünya devreye giriyor.

İnsana sürekli bir hareket hissi veriyor.

Sürekli bir iletişim hissi veriyor.

Sürekli bir meşguliyet hissi veriyor.

Sürekli bir aidiyet hissi veriyor.

Fakat çoğu zaman bunların önemli bir bölümü gerçek değil, bir simülasyondur.

İnsan yalnızlığını gidermeye çalışırken daha da yalnızlaşabiliyor.

İletişim kurmaya çalışırken ilişkilerini yüzeyselleştirebiliyor.

Bilgiye ulaşmaya çalışırken dikkatini kaybedebiliyor.

Bu nedenle ekran bağımlılığı yalnızca teknolojiyle ilgili değildir.

Esasen modern insanın aidiyet ve anlam arayışıyla da ilgilidir.

Günümüzde birçok aile çocuklarının telefonla fazla vakit geçirmesinden şikâyet ediyor.

Bu endişe son derece haklıdır.

Fakat yalnızca yasaklarla sonuç almak artık mümkün görünmüyor.

Çünkü karşımızdaki sistem yalnızca bir cihaz değil, başlı başına bir yaşam alanıdır.

Bir çocuğun arkadaşları orada.

Eğlencesi orada.

Merak ettiği bilgiler orada.

Rol modelleri orada.

Hayalleri ve korkuları bile giderek orada şekilleniyor.

Dolayısıyla mesele artık bir televizyonu kapatmak kadar basit değildir.

Karşımızda alternatif bir sosyal evren bulunmaktadır.

Bu nedenle ekran bağımlılığıyla mücadele etmek isteyen herkes önce şu gerçeği kabul etmek zorundadır:

Sorun yalnızca teknoloji değildir.

Sorun aynı zamanda sosyal yapıdır.

Sorun yalnızca cihazlar değildir.

Sorun aynı zamanda şehirlerdir.

Sorun yalnızca algoritmalar değildir.

Sorun aynı zamanda ailelerdir.

Sorun yalnızca internet değildir.

Sorun aynı zamanda modern hayatın kendisidir.

Önümüzdeki yıllarda insanlığın karşı karşıya kalacağı en büyük sorulardan biri şudur:

Dijital dünyanın sunduğu hız, kolaylık ve çekicilik karşısında gerçek hayat cazibesini koruyabilecek mi?

Çünkü mesele artık ekranların ne kadar güçlü olduğu değildir.

Asıl mesele, gerçek hayatın ne kadar güçlü kalabildiğidir.

Eğer insanlar gerçek dünyada dostluk, aidiyet, anlam, üretim ve umut bulamazlarsa dijital dünyaya yönelmeye devam edeceklerdir.

Bu nedenle ekran bağımlılığına yalnızca bir sağlık problemi, bir eğitim problemi veya bir teknoloji problemi olarak bakmak yetersizdir.

Karşımızda aynı zamanda bir medeniyet meselesi bulunmaktadır.

Gerçek olan şu ki; ekran bağımlılığı dediğimiz şey, ekranların başarısından çok gerçek hayatın başarısızlığıdır.

Artık asıl mesele ekranları nasıl kapatacağımız değildir.

Asıl soru şudur:

İnsanları ekrandan uzaklaştırmak istiyoruz.

Peki onları hangi gerçek hayatın içine davet edeceğiz?

Saygılarımla
Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir