Aslında geleceğin en büyük yanılgısı, geleceği bugünkü telefonlarla hayal etmeye çalışmamızdır.
2035 yılına geldiğimizde “telefon” dediğimiz cihaz büyük ihtimalle bugünkü anlamını büyük ölçüde kaybedecek.
Çünkü geleceğin teknolojisi tek bir cihazdan oluşmayacak.
Akıllı saat…
Akıllı yüzük…
Akıllı gözlük…
Akıllı kulaklık…
Akıllı kıyafet…
Biyosensörler…
Dahada ileirsi beyin sinyallerini okuyabilen yeni nesil Beyin-Bilgisayar Arayüzleri…
Hepsi tek bir yapay zekâ ekosisteminin parçaları olacak.
Esasında bunların ilk örneklerini bugün yaşamaya başladık bile.
Apple, sağlık ekosistemiyle milyonlarca insanın biyometrik verilerini analiz ediyor.
Meta, EMG tabanlı bilekliklerle kas hareketlerinden bilgisayar kontrolü üzerine çalışıyor.
Neuralink, Synchron, Precision Neuroscience ve Paradromics gibi şirketler ise beyin ile bilgisayar arasında doğrudan iletişim kurabilecek sistemler geliştiriyor.
Üniversitelerde invaziv olmayan EEG tabanlı sistemler üzerinde yoğun araştırmalar yürütülüyor.
Henüz bunların hiçbiri günlük hayatta düşünce okuyabilen sistemler değil.
Ancak hepsi aynı hedefe doğru ilerliyor.
İnsan ile makine arasındaki iletişimi mümkün olduğunca doğal hâle getirmek.
Bugün elimizle dokunuyoruz.
Yarın sesimizle yöneteceğiz gerçi bunu bugünde kısmen yapabiliyoruz.
Sonraki aşamada göz hareketlerimiz yeterli olacak.
Ve daha sonra yalnızca düşünmemiz devereye girecek…
Yani düşünmemiz komut vermek için yeterli hâle gelecek.
İşte paradigma değişimi tam da burada başlayacak.
Yapay Zekâ Düşünceyi Okumayacak… Belki Daha Fazlasını Yapacak
Şimdilerde birçok kişi yapay zekânın bir gün düşüncelerimizi okuyup okuyamayacağını tartışıyor.
Aslında yanlış tartışmayı yapıyoruz.
Çünkü geleceğin yapay zekâsının her düşüncemizi kelime kelime okumasına ihtiyacı olmayacak.
Bir insanın stres altında olduğunu…
Dikkatinin dağıldığını…
Uyku yoksunluğu yaşadığını…
Kararsız olduğunu…
Yoğun zihinsel yük altında bulunduğunu…
Öğrenmeye açık olduğunu…
Hatta belirli bir karar verme eğilimine girdiğini…
Biyolojik sinyallerden anlayabilen bir sistem, zaten zihinsel dünyamız hakkında bugün hayal ettiğimizden çok daha fazla bilgiye sahip olacaktır.
İnsan zihni yalnızca düşüncelerden oluşmaz.
Duygular…
Refleksler…
Alışkanlıklar…
Karar mekanizmaları…
Dikkat…
Hafıza…
Öğrenme biçimi…
Hepsi beynimizin oluşturduğu büyük sistemin parçalarıdır.
Yapay zekâ, işte bu parçaları tek tek anlamaya çalışıyor.
Gelecekte yapay zekâ bize şöyle diyecek:
“Bugün önemli bir karar vermeyin.”
“Son üç gündür zihinsel yorgunluğunuz artıyor.”
“Bu toplantıyı yarına ertelemeniz daha doğru olabilir.”
İlk bakışta bunlar hayatımızı kolaylaştıran öneriler gibi görünüyor.
Fakat aynı teknolojinin başka amaçlarla kullanılmayacağını kim garanti edebilir?
Dijital İkizden Nörolojik Dijital İkize
Günümüz sanayisinde “Dijital İkiz” kavramı kullanılıyor.
Bir fabrikanın…
Bir uçağın…
Bir otomobil motorunun…
Hatta bir şehrin dijital kopyası oluşturulabiliyor.
Bu sayede sistemler geliştiriliyor ve henüz arıza oluşmadan simülasyonlarla test edilebiliyor.
Şimdi bu kavramı insana uyarlayın.
Kalp ritminiz…
Kan değerleriniz…
Uyku düzeniniz…
Genetik yapınız…
Beyin aktiviteleriniz…
Dikkat süreniz…
Öğrenme biçiminiz…
Karar alma alışkanlıklarınız…
Hepsi yapay zekâ tarafından modellenmeye başlarsa ne olur?
İşte buna gelecekte belki de Nörolojik Dijital İkiz diyeceğiz.
Yani yalnızca bedenimizin değil…
Zihnimizin de dijital bir modeli oluşacak.
Belki doktorunuz sizden önce hastalığınızı fark edecek.
Belki yapay zekâ depresyona gireceğinizi haftalar öncesinden tahmin edecek.
Belki Alzheimer belirtileri yıllar önceden tespit edilecek.
Bütün bunlar insanlık adına büyük kazanımlar olabilir.
Fakat aynı teknoloji;
İnsanları yönlendirmek…
Manipüle etmek…
Tüketim alışkanlıklarını değiştirmek…
Siyasi tercihleri etkilemek…
Toplumsal davranışları biçimlendirmek için de kullanılabilir.
İşte teknoloji ile etik tam burada birbirine çarpıyor.
İnsanlığın Yeni İnsan Hakları: Nörohaklar
Önümüzdeki yıllarda yalnızca yeni teknolojiler geliştirmeyeceğiz.
Yeni hukuk kuralları da geliştirmek zorunda kalacağız.
Çünkü bugüne kadar kişisel verileri konuştuk.
Kimlik bilgilerimizi konuştuk.
Konum verilerini konuştuk.
Bundan sonra konuşacağımız veri çok daha hassas olacak.
Beyin verileri.
Son zamanlarda dünyada “Neurorights” yani Nörohaklar kavramının tartışılmasının nedeni budur.
Çünkü insan beyninden elde edilen veriler sıradan kişisel veri değildir.
Bir sigorta şirketi zihinsel risk analizleri yapabilir mi?
Bir işveren çalışanlarının dikkat seviyesini ölçebilir mi?
Bir devlet güvenlik gerekçesiyle beyin verilerine erişmek isteyebilir mi?
Bir reklam şirketi insanların henüz farkına varmadıkları eğilimleri kullanarak kararlarını etkileyebilir mi?
Bu soruların bugün kesin cevapları yok.
Fakat tartışmanın kendisi bile geleceğin nasıl şekilleneceğini gösteriyor.
Son Söz
İnsanlık önce toprağını develtini korudu.
Sonra şehirlerini…
Sonra fabrikalarını…
Ardından dijital verilerini korumaya çalıştı.
Yapay zekâ çağında ise korumamız gereken son kale insan zihni olacak.
Çünkü geleceğin en büyük rekabeti yalnızca daha fazla veri toplamak değil…
İnsan zihnini anlayabilmek üzerine kurulacak.
Şuan telefonlarımız düşüncelerimizi okumuyor.
Yakın zamanda da doğrudan okumayacak.
Ancak 2035 ile 2050 arasında gelişecek yapay zekâ, Beyin-Bilgisayar Arayüzleri ve nöroteknolojiler sayesinde, düşüncelerimizin, niyetlerimizin ve zihinsel süreçlerimizin bugünkünden çok daha ayrıntılı biçimde çözümlenmesi ihtimali artık bilim kurgunun değil, bilimsel araştırmaların konusu hâline gelmiş durumda.
Burada bir tahminde daha bulunmak istiyourm; belkide geleceğin yapay zekâsı düşüncelerimizi okumayacak.
Çünkü buna ihtiyaç bile duymayacak.
Bizi, biz kendimizi tanımadan önce tanıyabilen sistemler geliştirilecek.
İşte o gün geldiğinde insanlığın cevaplamak zorunda kalacağı en büyük soru teknolojiyle ilgili olmayacak.
İnsan, kendi zihninin son sahibi olarak kalabilecek mi?
Bana göre yapay zekâ çağının en büyük mücadelesi, makineleri daha akıllı hâle getirmek değil; insanın zihinsel özgürlüğünü koruyabilmek olacaktır.
Çünkü medeniyetler yalnızca şehirlerini kaybettiklerinde değil, düşüncelerini özgürce üretemediklerinde de çökerler.
Tahminimce önümüzdeki yirmi beş yılın en büyük savaşı, topraklar için değil…
İnsan zihni için verilecek.
Taşkın Koçak
