EKRANLAR MI DAHA TEHLİKELİ, SOKAKLAR MI?

Ailelerin Görmezden Gelinen Çıkmazı

Ekran bağımlılığı tartışmalarında çoğu zaman meselenin yalnızca bir yüzüne bakıyoruz.

Telefonlar, tabletler, bilgisayarlar ve sosyal medya platformları çocuklar ve gençler üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Dikkat dağınıklığından yalnızlaşmaya, hareketsiz yaşamdan psikolojik sorunlara kadar birçok risk artık bilimsel çalışmalarla da ortaya konulmuş durumda.

Ancak meseleye yalnızca bu açıdan bakmak bizi eksik bir değerlendirmeye götürür.

Çünkü günümüzün bazı büyük şehirleri artık nüfusları bakımından birçok ülkeden daha büyüktür. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Gaziantep, Antalya ve Konya gibi şehirlerde yaşayan milyonlarca insan, geçmiş nesillerin deneyimlediği sosyal çevrelerden oldukça farklı bir hayat sürmektedir.

Özellikle çocuklar ve gençler açısından bakıldığında, modern şehir hayatının ürettiği yeni gerçeklik yeterince tartışılmamaktadır.

Bir zamanlar sokaklar çocukların doğal oyun alanıydı.

Mahalleler ise birer sosyal okul gibiydi.

Çocuklar gün boyunca sokakta oynar, gençler akranlarıyla mahalle içerisinde buluşur, arkadaşlıklar kurar, birlikte büyür ve hayatı birlikte öğrenirdi.

Mahalle esnafı çocukları tanırdı.

Komşular birbirlerini tanırdı.

Bir sorun olduğunda birkaç ev öteden birileri müdahale ederdi.

Bugün ise tablo büyük ölçüde değişmiştir.

Çocukların oyun alanları daralmış, gençlerin doğal sosyalleşme alanları büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.

Geçmişte mahallenin sokaklarında kurulan arkadaşlıklar bugün çoğu zaman sosyal medya platformlarında, çevrim içi oyunlarda, alışveriş merkezlerinde veya kafelerde kurulmaktadır.

Yani gençlerin sosyalleşme ihtiyacı ortadan kalkmamıştır.

Sadece mekân değiştirmiştir.

Dijital dünya artık yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda yeni bir sosyalleşme mekânı hâline gelmiştir.

Bunun temel sebeplerinden biri de şehirlerin insan ölçeğinden uzaklaşmış olmasıdır.

Bugün aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerini tanımıyor.

Aynı sitede yaşayan aileler yıllarca yan yana oturmalarına rağmen gerçek anlamda bir ilişki kuramıyor.

Komşuluk kültürü zayıflıyor.

Mahalle aidiyeti kayboluyor.

İnsanlar yaşadıkları çevreyle duygusal bağ kurmakta zorlanıyor.

Üstelik aileler yalnızca trafik yoğunluğu veya şehir kalabalığı konusunda değil; uyuşturucu, bağımlılık yapıcı maddeler, şiddet, suç grupları, kötü alışkanlıklar ve çocukları ya da gençleri olumsuz etkileyebilecek farklı çevreler konusunda da ciddi endişeler taşıyor.

Tam da bu nedenle birçok aile için dijital dünya yalnızca bir eğlence alanı değil, aynı zamanda bir koruma alanı olarak da görülüyor.

Bu durum ilk bakışta çelişkili gibi görünebilir.

Bir yandan ekranların zararlarından şikâyet ediyoruz.

Diğer yandan çocuklarımızın ve gençlerimizin evde kalmasını istiyoruz.

Fakat modern şehir hayatının ortaya çıkardığı paradoks tam olarak budur.

Birçok anne ve baba için çocuğunun evde olması, nerede olduğunun bilinmesi ve belirli ölçüde kontrol edilebilmesi önemli bir güven duygusu oluşturmaktadır.

Çünkü dışarı çıktığında kiminle arkadaşlık kuracağını, hangi çevreye gireceğini, hangi olaylarla karşılaşacağını veya başına ne gelebileceğini kestirmek her zaman mümkün değildir.

Bir anne babanın zihninden geçen sorular çoğu zaman şunlardır:

  • Kimlerle arkadaşlık kuracak?
  • Nerede vakit geçirecek?
  • Kimin etkisi altında kalacak?
  • Uyuşturucu veya bağımlılık yapıcı maddelerle karşılaşacak mı?
  • Şiddet içeren gruplarla temas edecek mi?
  • Başına bir olay geldiğinde yanında kim olacak?

Bu nedenle bazı aileler için telefon, tablet veya bilgisayar yalnızca bir ekran değildir.

Aynı zamanda bir güvenlik duvarıdır.

Elbette bu sağlıklı ve kalıcı bir çözüm değildir.

Ancak birçok aile açısından daha az riskli görünen bir tercihtir.

Mesela İstanbul’da yaşayan bir anne-babayı düşünelim.

13 yaşındaki çocuğunu dışarı gönderecek.

Yakın çevrede güvenli bir oyun alanı yok.

Mahalle kültürü yok.

Çocuğun gideceği park kalabalık.

Trafik yoğun.

Aile çevreyi tanımıyor.

Komşular birbirini tanımıyor.

Böyle bir durumda çocuğun evde bilgisayar başında olması birçok anne-babaya daha güvenli geliyor.

İşte ekran bağımlılığı tartışmalarında çoğu zaman gözden kaçan nokta budur.

Aileler ekranları seçmiyor.

Çoğu zaman alternatiflerin yetersizliği onları bu tercihe zorluyor.

Elbette dijital dünyanın da ciddi riskleri vardır.

Yanlış içerikler vardır.

Şiddeti özendiren içerikler vardır.

Bağımlılık oluşturan mekanizmalar vardır.

Çocukları ve gençleri yanlış yönlendirebilecek çevreler vardır.

Fakat burada sağlıklı bir denge kurmak gerekir.

Nasıl ki her sokak tehlikeli değilse, her mahalle kötü insanlarla dolu değilse; dijital dünyanın tamamını da kötülük alanı olarak görmek doğru değildir.

Gerçek hayatın riskleri vardır.

Dijital dünyanın da riskleri vardır.

Aileler çoğu zaman iki risk arasında tercih yapmak zorunda kalmaktadır.

Sorun yalnızca ekranlar değildir.

Sorun aynı zamanda çocukların ve gençlerin yaşayabileceği sağlıklı sosyal alanların giderek azalmasıdır.

Sorun yalnızca teknoloji değildir.

Sorun aynı zamanda şehirlerin insanı merkeze almayan biçimde büyümesidir.

Kontrolsüz büyüyen şehirler…

Plansız kentleşme…

Devasa siteler…

Birbirini tanımayan milyonlarca insan…

İnsanı değil, betonu merkeze alan şehirleşme anlayışı…

Bütün bunlar insan ilişkilerini zayıflatmakta ve çocukları ile gençleri doğal sosyal çevrelerinden uzaklaştırmaktadır.

Bugün İstanbul bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

On altı milyonu aşan nüfusuyla şehir sürekli büyüyor.

Yeni semtler oluşuyor.

Yeni siteler yükseliyor.

Yeni yaşam alanları kuruluyor.

Fakat bu büyüme her zaman insan ilişkilerini büyütmüyor.

Tam tersine çoğu zaman insanları birbirinden uzaklaştırıyor.

Mahalle küçülüyor.

Komşuluk zayıflıyor.

Sokak hayatı kayboluyor.

Gençlerin aidiyet hissedebileceği alanlar azalıyor.

Çocukların güvenle oynayabileceği alanlar daralıyor.

İnsanlar kalabalıklar içerisinde yalnızlaşıyor.

Böyle bir ortamda ailelerin çocuklarını ve gençlerini evde tutmaya çalışması şaşırtıcı değildir.

Bu nedenle ekran bağımlılığı meselesine yalnızca teknolojik bir sorun olarak bakmak eksik kalmaktadır.

Karşımızda aynı zamanda şehirleşme, güvenlik, aile yapısı, sosyal ilişkiler, kültürel dönüşüm ve modern yaşam biçimiyle doğrudan bağlantılı çok boyutlu bir mesele bulunmaktadır.

Belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:

Çocuklar ve gençler ekranlara bağımlı oldukları için mi evde kalıyorlar?

Yoksa onları dışarı çağırabilecek güvenli, güçlü, anlamlı ve yaşanabilir bir sosyal dünya kalmadığı için mi ekranlara yöneliyorlar?

Belki de ekran bağımlılığı tartışmalarında asıl eksik kalan nokta budur.

Çocukları ve gençleri ekranlardan nasıl uzaklaştıracağımızı konuşuyoruz.

Fakat onların ekranları bırakıp gitmek isteyecekleri bir hayatı nasıl yeniden kuracağımızı yeterince konuşmuyoruz.


Saygılarımla

Taşkın Koçak

Facebook
Twitter
Telegram
WhatsApp
Email

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir