Hollywood’un Sonu mu?
Son günlerde yapay zekâ dünyasında dikkat çekici bir haber gündeme geldi.
Yapay zekâ şirketi Higgsfield AI tarafından geliştirilen ve büyük ölçüde yapay zekâ teknolojileri kullanılarak üretilen Hell Grind isimli film, yaklaşık 500 bin dolarlık bütçesiyle teknoloji ve sinema çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.
Birçok kişi bu haberi yalnızca yeni bir teknolojik gelişme olarak değerlendirdi. Oysa fikrimce burada konuşulması gereken asıl konu bir filmin yapay zekâ ile yapılmış olması değildir.
Asıl mesele, yapay zekânın yaklaşık yüz yıldır dünyanın kültürel üretim merkezlerinden biri olan film sektörüne doğrudan girmeye başlamasıdır.
Hollywood uzun yıllardır yalnızca film üreten bir merkez olmadı. Aynı zamanda dünyanın hayal gücünü şekillendiren, kültürel etkiler oluşturan ve milyarlarca insana ulaşan dev bir endüstri haline geldi. İnsanların kahraman anlayışlarını, başarı hikâyelerini, aile tasavvurlarını ve hatta iyi ile kötü hakkındaki algılarını etkileyen güçlü bir kültürel mekanizma oluşturdu.
Ancak Hollywood’un ve dünyanın diğer büyük film merkezlerinin bugüne kadar sahip olduğu en önemli avantajlardan biri yüksek bütçeler ve büyük prodüksiyon gücüydü.
Film yapmak pahalıydı.
Çok pahalıydı.
Bir sahne için onlarca kişi çalışıyor, dev setler kuruluyor, özel efekt ekipleri görev alıyor ve milyonlarca dolarlık bütçeler harcanıyordu.
Şimdi ise bu denklem değişmeye başlıyor.
Bunu yalnızca haberlerde okumuyorum.
Bizzat kendi çalışmalarımızda da görüyorum.
Adem ve Havva Derneği olarak insanlığı yaratılıştaki saflığa, iyiliğe, merhamete ve ahlaki değerlere davet eden çeşitli kısa videolar hazırlıyoruz.
Henüz birkaç yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz sahneleri bugün yapay zekâ yardımıyla oluşturabiliyoruz.
Açık söylemek gerekirse, bugün hazırladığımız bazı 10 saniyelik videoları birkaç yıl önce geleneksel yöntemlerle üretmek isteseydik, bunun maliyeti milyonlarca lirayı bulabilirdi. Belki de 4-5 milyon liralık prodüksiyon bütçeleri gerekecekti.
Bugün ise çok daha küçük bütçelerle, çok daha kısa sürelerde ve çok daha geniş hayal gücüyle benzer çalışmalar yapılabiliyor.
İşte yapay zekânın asıl devrimi burada başlıyor.
Yapay zekâ yalnızca maliyetleri düşürmüyor.
Üretim gücünü demokratikleştiriyor.
Geçmişte bir hikâyeyi milyonlarca insana ulaştırabilmek için büyük sermayelere, büyük stüdyolara ve güçlü medya ağlarına ihtiyaç vardı.
Şimdiler de ise güçlü bir fikir, etkili bir senaryo ve doğru kullanılan yapay zekâ araçlarıyla çok daha geniş kitlelere ulaşmak mümkün hale geliyor.
Elbette bazı kişiler yapay zekânın insan duygularını yansıtamayacağını düşünüyor.
Ben bu görüşe tamamen katılmıyorum.
Çünkü yapay zekâ kendi başına duygu üretmese de, ona verilen duygu dünyasını son derece etkileyici biçimde yansıtabiliyor.
Merhameti anlatabiliyor.
Sevgiyi anlatabiliyor.
Özlemi anlatabiliyor.
Fedakârlığı anlatabiliyor.
İnsanın kalbine dokunan sahneler oluşturabiliyor.
Aslında burada belirleyici olan yapay zekâ değil, onu kullanan insanın hayal gücü, bilgeliği ve anlatmak istediği hikâyedir.
Yapay zekâ bir fırça gibidir.
Önemli olan fırçayı tutan eldir.
Bir kamera gibidir.
Önemli olan kameranın arkasındaki bakıştır.
Bu nedenle gelecekte de insan merkezde olmaya devam edecektir.
Değişen şey, insanın elindeki üretim araçları olacaktır.
Tarih boyunca teknolojik devrimler önce küçümsendi, sonra tartışıldı ve sonunda hayatın vazgeçilmez parçası haline geldi.
Matbaa böyle oldu.
Fotoğraf böyle oldu.
Sinema böyle oldu.
İnternet böyle oldu.
Muhtemelen yapay zekâ da benzer bir yol izleyecektir.
Fikrimce önümüzdeki on yıl içerisinde Hollywood, Bollywood, Çin film endüstrisi ve dünyanın diğer büyük yapım merkezleri tarihindeki en büyük dönüşümlerden biriyle karşı karşıya kalacaktır.
Görüne o ki gelecekte dünyanın en çok izlenen filmlerinden bazıları dev stüdyolardan değil, birkaç kişilik ekiplerden çıkacaktır.
Belki Anadolu’da yaşayan bir genç, elindeki yapay zekâ araçlarıyla milyonlarca insanın izlediği bir filme imza atacaktır.
Belki bugün imkânsız gibi görünen birçok hayal sıradan hale gelecektir.
Hell Grind filmi bugün sinema eleştirmenlerinden 10 üzerinden 7 puan almış olabilir. Ancak bu sadece bir başlangıçtır. Belki de yıllar sonra bu film unutulacaktır.
Ancak fikrimce bu film, yapay zekânın film sektörüne girişinin sembollerinden biri olarak hatırlanacaktır.
Çünkü burada yalnızca yeni bir film değil, yeni bir çağın ilk işaretleri görülmektedir.
Artık görünen o ki sinema dünyası, önümüzdeki yıllarda şimdiye kadar yaşadığı en büyük değişimlerden birine doğru ilerlemektedir.
Taşkın Koçak
