Türkiye’nin İhracat Sorunu İhracat Değil, İhracatçı Üretememektir
Türkiye son yirmi yılda üretim altyapısını güçlendirmek adına tarihinin en büyük sanayi hamlelerinden birini gerçekleştirdi. Organize Sanayi Bölgelerimiz büyüdü, yeni fabrikalar kuruldu, üretim çeşitlendi ve ihracatımız 265 milyar dolar seviyelerine ulaştı. Bu başarı; devletimizin ortaya koyduğu vizyonun, sanayicimizin fedakârlığının ve milletimizin üretme azminin ortak eseridir.
Ancak dünya artık eski dünya değildir.
Yapay zekâ üretimin kurallarını yeniden yazıyor.
Küresel tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor.
Ticaret savaşları yeni ekonomik dengeler oluşturuyor.
Dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve teknolojik rekabet ülkelerin ekonomik gücünü yeniden tanımlıyor.
Artık ülkeler yalnızca daha fazla üretmek için değil; küresel değer zincirlerinde daha güçlü yer almak için yarışıyor.
İşte tam da bu noktada kendimize cesaretle sormamız gereken bir soru var:
Türkiye’nin gerçek ihracat sorunu nedir?
Yıllardır ihracat rakamlarını konuşuyoruz.
300 milyar dolar…
400 milyar dolar…
500 milyar dolar…
550 milyar dolar…
Peki hiç şu soruyu yeterince sorduk mu?
Bu ihracatı kim yapacak?
Daha da önemlisi;
Türkiye her yıl yeni ihracatçılar yetiştirebiliyor mu?
Kanaatimce Türkiye’nin asıl meselesi ihracat rakamı değildir.
Türkiye’nin asıl meselesi, yeni ihracatçılar üretememesidir.
Çünkü ihracatı rakamlar yapmaz.
İhracatı hedefler yapmaz.
İhracatı; fabrikalar yapar.
Üreticiler yapar.
Sanayiciler yapar.
Dünyayla rekabet etmeyi başaran girişimciler yapar.
Bir ülkenin gerçek ihracat gücü, limanlarından çıkan konteyner sayısıyla değil; dünya pazarlarında rekabet edebilen firma sayısıyla ölçülür.
Bugün Türkiye’de yaklaşık 4 milyon işletme faaliyet göstermektedir.
Bunların yaklaşık 3 milyon 928 bini KOBİ, yalnızca 15-16 bini büyük işletmedir.
Peki bu dört milyon işletmenin kaçı ihracat yapıyor?
Yaklaşık 180 bin firma.
Başka bir ifadeyle;
Yaklaşık 3 milyon 760 bin işletmemiz, bugün dünya pazarlarına hiç ulaşamamaktadır.
Üstelik büyük işletmelerimizin önemli bir bölümü ihracat yaparken, üretimimizin omurgasını oluşturan milyonlarca KOBİ’nin ezici çoğunluğu hâlâ sadece iç pazara üretim yapmaktadır.
İşte Türkiye’nin asıl fotoğrafı budur.
Ben burada yalnızca ihracat yapamayan işletmeler görmüyorum.
Ben burada;
- Dünyaya açılamamış fabrikalar görüyorum.
- Küresel markaya dönüşememiş üreticiler görüyorum.
- Girilememiş yeni pazarlar görüyorum.
- Kazanılamamış milyarlarca dolarlık ihracat geliri görüyorum.
- Ayrıca henüz harekete geçirilememiş devasa bir millî ekonomik güç görüyorum.
Aslında Türkiye’nin en büyük ihracat potansiyeli, bugün ihracat yapan firmaları değildir.
İhracat yapamayan milyonlarca üreticisidir.
Geçtiğimiz günlerde babadan, dededen sanayici olan çok kıymetli bir dostumla sohbet ediyorduk.
Yaklaşık 3,5 milyar TL üretim yatırımı bulunan, modern makine parkına sahip, yüzlerce kişiye istihdam sağlayan güçlü bir sanayi kuruluşunun sahibiydi.
Sohbet sırasında kendisine yalnızca tek bir soru sordum:
“Hiç ihracat yaptınız mı?”
Verdiği cevap beni derinden düşündürdü.
“Hayır… Bugüne kadar hiç yapamadık.”
Telefonu kapattıktan sonra uzun süre bunu düşündüm.
Türkiye’de bunun gibi kaç firma var?
Fabrikası var…
Makinesi var…
Kalitesi var…
Üretim tecrübesi var…
Ama dünya pazarlarına ulaşamamış…
Binlerce…
Belki de on binlerce…
İşte Türkiye’nin en büyük ekonomik rezervi tam da burada yatıyor.
Biz yıllardır mevcut ihracatçılarımızın daha fazla ihracat yapmasını konuştuk.
Elbette mevcut ihracatçımızı desteklemeye devam edeceğiz.
Ancak artık çok daha büyük bir hedef koymak zorundayız.
Yeni ihracatçılar yetiştirmek.
Çünkü aynı firmaların ihracatını artırarak bir yere kadar ilerleyebilirsiniz.
Fakat her yıl on binlerce yeni ihracatçı çıkarabilen ülkeler bambaşka bir lige yükselir.
Peki neden bunu başaramıyoruz?
Kanaatimce mesele üretim yapmak değildir.
Türkiye üretmesini biliyor.
Günümüzde Anadolu’nun dört bir yanında dünya standartlarında üretim yapan binlerce fabrikamız var.
Mobilyadan makineye…
Tekstilden otomotive…
Gıdadan metale…
Kimyadan elektroniğe kadar birçok sektörde uluslararası kaliteye ulaşmış işletmelerimiz bulunuyor.
Sorun üretim eksikliği değildir.
Sorun, üretimi dünya pazarlarına taşıyacak sistemi yeterince kuramamış olmamızdır.
İhracat yapmak isteyen bir KOBİ;
finansman arıyor,
sertifikasyon desteği arıyor,
yabancı müşteri arıyor,
lojistik bilgisi arıyor,
hedef pazar analizi arıyor,
dijital pazarlama desteği arıyor,
uluslararası hukuk desteği arıyor.
Aslında bunların hiçbiri tek başına temel sorun değildir.
Asıl sorun, bütün bu ihtiyaçların tek bir sistem içerisinde yönetilememesidir.
Bugün Eximbank çok kıymetli görev yapıyor.
Ticaret Bakanlığımız önemli destekler sunuyor.
KOSGEB üreticilerimize katkı sağlıyor.
TİM, TOBB, ihracatçı birlikleri, organize sanayi bölgeleri ve odalarımız büyük emek veriyor.
Bu kurumlarımızın her biri çok değerlidir.
Ancak artık yeni bir aşamaya geçmek zorundayız.
Çünkü yeni çağın rekabeti kurumların tek tek başarısıyla değil;
ekosistemlerin başarısıyla ölçülmektedir.
Almanya’nın başarısı yalnızca KfW değildir.
İtalya’nın başarısı yalnızca kümelenme modeli değildir.
Güney Kore’nin başarısı yalnızca KOTRA değildir.
Çin’in başarısı yalnızca düşük maliyet değildir.
Bu ülkelerin ortak başarısı; devleti, üniversiteyi, finans sistemini, özel sektörü ve teknolojiyi aynı millî hedef etrafında buluşturabilmeleridir.
Türkiye’nin de artık klasik destek mekanizmalarının ötesine geçen Millî İhracat Ekosistemi kurması gerekiyor.
Her Organize Sanayi Bölgesi’nin ihracat kapasitesi bilimsel yöntemlerle analiz edilmelidir.
Her sektörün önündeki engeller tek tek belirlenmelidir.
Yapay zekâ destekli ihracat danışmanlık sistemleri kurulmalıdır.
İhracat yapmayan firmalar, tek tip desteklerle değil; firmaya özel dönüşüm programlarıyla dünya pazarlarına hazırlanmalıdır.
Artık yalnızca ihracatı artırmayı konuşan değil, ihracatçı üreten bir modele geçmeliyiz.
Çünkü güçlü ülkeler yalnızca ihracat yapmaz.
Sürekli yeni ihracatçılar üretir.
Artık Türkiye’nin yeni hedefi yalnızca 550 milyar dolar ihracat olmamalıdır.
Bunun yanına çok daha stratejik ikinci bir hedef koymalıyız:
500 Bin İhracatçı Firma.
500 bin ihracatçı üretebilen bir Türkiye için 550 milyar dolar ihracat bir hedef değil, doğal bir sonuç olacaktır.
Yeni çağın başarı hikâyeleri, sıradan yönetim anlayışlarıyla yazılamaz.
Belirsizliklerin içinde fırsatı görebilen, ortak aklı kurumsallaştıran, veriye dayalı karar alan ve istişare kültürünü güçlü tutan ülkeler öne çıkacaktır.
Yeter ki ortak akla ve istişareye açık olalım.
Yeter ki meseleleri alışılmış kalıpların dışına çıkarak konuşabilelim.
Dünyada bunu başaran pek çok ülke var.
Demek ki yapılabiliyor.
Türkiye’nin de bunu başaracak sanayi birikimi, insan kaynağı ve üretim kültürü fazlasıyla vardır.
Çünkü inanıyorum ki Türkiye Yüzyılı’nın gerçek ekonomik zaferi, yalnızca daha fazla ihracat yapmakla değil; her yıl binlerce yeni ihracatçı yetiştirebilen bir ülke hâline gelmekle kazanılacaktır.
Saygılarımla
Taşkın Koçak
