Bilgi Artık Üniversitenin Tekelinde Değil
Taşkın Koçak
Çin’de üniversitelerde dikkat çekici bir dönüşüm başladı.
Yapay zekânın meslekleri ve üretim biçimlerini hızla değiştirmesi, yükseköğretim sistemini de yeniden şekillendiriyor. Çevirmenlik, fotoğrafçılık, illüstrasyon, moda tasarımı ve görsel iletişim gibi bazı programların kapatılması, birleştirilmesi veya farklı disiplinler altında yeniden yapılandırılması gündemde.
Bu gelişmeye yalnızca “Çin bazı bölümleri kapatıyor” diye bakarsak asıl meseleyi kaçırırız.
Çünkü karşımızdaki soru birkaç bölümün geleceğinden çok daha büyük:
Yapay zekâ çağında dört yıllık bölüm, sabit müfredat ve ömür boyu geçerli olduğu varsayılan diploma üzerine kurulu üniversite modeli ne kadar daha sürdürülebilir?
Asıl tartışmamız gereken budur.
Üniversitenin tarihî ayrıcalığı değişiyor
Yüzyıllar boyunca üniversitenin en büyük güçlerinden biri bilgiye erişim ve bilgiyi aktarma imkânıydı.
Bilgi üniversitedeydi.
Hoca biliyor, öğrenci öğreniyordu. Kütüphane bilgiyi muhafaza ediyor, fakülteler onu disiplinlere ayırıyor, diploma ise kişinin o alanda belirli bir yetkinliğe ulaştığını belgeliyordu.
Şimdi bu yapı tarihî bir kırılmayla karşı karşıya.
Bir öğrenci bugün birkaç saniye içerisinde binlerce makaleyi tarayabiliyor, yabancı dildeki kaynakları okuyabiliyor, kod yazdırabiliyor, veri analiz ettirebiliyor, hukuki metinleri karşılaştırabiliyor, görüntü oluşturabiliyor ve karmaşık problemler üzerinde yapay zekâyla birlikte çalışabiliyor.
İlk kez bilgiye erişmenin maliyeti bu kadar hızlı düşüyor.
Bu durumda üniversitenin önündeki soru yalnızca “Yapay zekâyı eğitime nasıl entegre ederiz?” olamaz.
Daha zor bir soruyu sormamız gerekiyor:
Bilgiye ulaşmanın saniyelere indiği bir dünyada üniversite insana ne kazandıracak?
Bölümleri değil, üniversiteyi yeniden düşünmeliyiz
Burada acele edip “Yapay zekâ bu işi yapıyor, artık bu bölüme ihtiyaç yok” sonucuna varmak ciddi bir hata olur.
Çünkü üniversite yalnızca meslek öğretmez.
Bir fotoğraf öğrencisi yalnızca fotoğraf çekmeyi değil; kompozisyonu, estetiği, sanat tarihini ve görmeyi öğrenir.
Bir mühendis yalnızca denklem çözmez; problem kurmayı öğrenir.
Bir hukukçu yalnızca mevzuatı öğrenmez; yorumlamayı ve hüküm vermeyi öğrenir.
Bir hekim yalnızca hastalıkları ezberlemez; belirtiler arasındaki ilişkiyi okuyarak karar vermeyi öğrenir.
Dolayısıyla yapay zekâ uzmanlığı ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine gerçek uzmanlık ile yüzeysel bilgi arasındaki farkı büyütüyor.
Çünkü artık hemen herkes bir şey üretebilecek.
Fakat üretilenin doğru, özgün, anlamlı ve değerli olup olmadığını herkes anlayamayacak.
Geleceğin temel problemi belki de üretim kıtlığı değil, muhakeme kıtlığı olacaktır.
Cevap ucuzluyor, soru değerleniyor
Üniversitelerin önündeki en büyük zihinsel dönüşümün burada olduğunu düşünüyorum.
Eğitim sistemimiz uzun zamandır doğru cevabı bilen öğrenciyi ödüllendiriyor.
Oysa yapay zekâ doğru cevaba ulaşmanın maliyetini hızla düşürüyor.
Öyleyse geleceğin üniversitesi yalnızca cevap öğreten bir kurum olarak kalamaz.
Doğru soruyu sorabilen insan yetiştirmek zorundadır.
Kaynağı sorgulayan, makinenin ürettiğini doğrulayabilen, farklı disiplinler arasında ilişki kurabilen, bilgiyi yorumlayabilen ve önündeki yüzlerce seçenek arasından hangisinin gerçekten önemli olduğuna karar verebilen insan…
Çünkü yapay zekâ bize giderek daha fazla cevap verecek.
Fakat hangi sorunun sorulmaya değer olduğuna karar vermek, insanın en kıymetli yeteneklerinden biri olmaya devam edecek.
Fakülteler arasındaki duvarlar incelmeli
Belki de yapay zekâ çağında bölümleri kapatmaktan önce bölümler arasındaki duvarları kaldırmayı konuşmalıyız.
Bir mühendis neden felsefe ve estetik bilmesin?
Bir hukukçu neden algoritmik karar sistemlerini öğrenmesin?
Bir doktor neden veri bilimi ve yapay zekâ okuryazarlığı kazanmasın?
Bir ilahiyatçı neden yapay zekânın bilgi, hakikat, irade ve insan anlayışı üzerine ortaya çıkardığı meselelerle karşılaşmasın?
Bir güzel sanatlar öğrencisi neden üretken yapay zekâyı ve temel programlamayı öğrenmesin?
Geleceğin insanını yalnızca ne kadar uzman olduğu değil, farklı alanlar arasında ne kadar güçlü bağlantılar kurabildiği de belirleyecek.
Dört yıllık diploma yeterli mi?
Bir başka soruyu da cesaretle tartışmamız gerekiyor.
Bugün üniversiteye başlayan bir öğrenci 2030’da mezun olacak.
Fakat öğrencinin birinci sınıfta öğrendiği bazı teknik bilgiler, dördüncü sınıfa geldiğinde eskiyebilir.
O hâlde üniversiteyi insan hayatında yalnızca dört yıl ziyaret edilen bir kurum olarak düşünmeye devam edebilir miyiz?
Belki geleceğin üniversitesi öğrencinin mezun olup ayrıldığı yer değil; insanın hayatı boyunca tekrar tekrar döndüğü bir sürekli öğrenme merkezi olacaktır.
Diploma eğitimin sonu değil, başlangıcı hâline gelecektir.
Çünkü yapay zekâ çağında belki de en büyük risk diplomamızın olmaması değil, diplomayı aldıktan sonra öğrenmeyi bırakmamızdır.
Şimdi üniversitenin kendisi geleceğe hazırlanmalı
Bugüne kadar üniversite öğrenciyi geleceğe hazırlıyordu.
Şimdi ilk kez üniversitenin kendisi geleceğe hazırlanmak zorunda.
Bugün üniversiteye başlayan gençlerimizin önemli bir bölümü 2030’da mezun olacak.
O hâlde her fakültenin, her bölümün ve aslında her üniversitenin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
“2030’da mezun olacak öğrencimize bugün ne öğretiyoruz ve öğrettiklerimizin ne kadarı o gün hâlâ değerli olacak?”
Belki de önümüzdeki yılların asıl sorusu:
“Yapay zekâyı üniversitede nasıl kullanalım?” olmayacak.
Çok daha temel bir soru olacak:
“Yapay zekânın bilgiye saniyeler içinde ulaştığı bir dünyada üniversite ne için var?”
Bu soruya güçlü bir cevap verebilirsek yapay zekâ, üniversite için bir tehdit değil, tarihî bir dönüşüm fırsatı olabilir.
Veremezsek mesele yapay zekânın üniversitenin yerini alması olmayacaktır.
Asıl mesele, değişmeyen üniversitenin değişen dünya karşısında giderek anlamını kaybetmesi olacaktır.
Taşkın Koçak
