İlk yazımızda insanlığın gerçek dünyadan dijital dünyaya doğru büyük bir göç yaşadığını ifade etmiştik.
İkinci yazımızda ise çocukları ve gençleri ekranlardan uzaklaştırmanın neden sanıldığı kadar kolay olmadığını, çünkü onları çağırabileceğimiz güçlü sosyal alanların giderek zayıfladığını ele almıştık.
Bu yazıda ise meselenin belki de en önemli boyutuna geliyoruz.
İnsan neden dijital dünyaya yöneliyor?
Gerçekten yalnızca eğlenmek için mi?
Yalnızca vakit geçirmek için mi?
Yoksa dijital dünya, modern insanın kaybettiği bazı ihtiyaçların yerine geçen yeni bir yaşam alanı mı hâline geldi?
Kanaatimce ekran bağımlılığı dediğimiz olgunun arkasında teknolojik sebeplerden çok daha güçlü psikolojik, sosyolojik ve kültürel sebepler bulunmaktadır.
Çünkü insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir.
İnsan aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır.
Ait olmak isteyen bir varlıktır.
Takdir görmek isteyen bir varlıktır.
Duyulmak isteyen bir varlıktır.
Aslında en önemlisi görülmek isteyen bir varlıktır.
İnsanlık tarihi boyunca insanlar yalnızca yaşamak istemedi.
Aynı zamanda varlıklarının fark edilmesini de istedi.
Yaptıkları işlerin görülmesini istedi.
Ürettiklerinin değer görmesini istedi.
Başarılarının bilinmesini istedi.
Bir topluluğun parçası olarak kabul edilmek istedi.
Belki de ekran bağımlılığını anlamak için önce insanın bu temel psikolojik ihtiyacını anlamak gerekir.
Yaklaşık yarım asır önce Amerikalı sanatçı Andy Warhol’un söylediği meşhur bir söz vardır:
“Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak.”
O günlerde bu ifade sıra dışı bir tahmin gibi görünüyordu.
Bugün ise sosyal medya çağında bu öngörünün büyük ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz.
Fakat aslında yaşanan değişim bundan bile daha büyüktür.
Çünkü artık insanlar yalnızca kısa süreliğine ünlü olmuyor.
Aynı zamanda kendi hayatlarının yayıncısına dönüşüyor.
Tarih boyunca geniş kitlelere ulaşabilmek yalnızca belirli grupların sahip olduğu bir ayrıcalıktı.
Siyasetçiler konuşurdu.
Gazeteciler yazardı.
Akademisyenler yayın yapardı.
Sanatçılar sahneye çıkardı.
Televizyoncular ekranlarda görünürdü.
İş insanları belirli çevrelerde tanınırdı.
Toplumun büyük çoğunluğu ise üretir, çalışır, yaşar fakat görünmezdi.
Bugün ise ilk kez sıradan insan görünür hâle gelmiştir.
Bir öğretmen sınıfında yaptığı çalışmaları paylaşabilmektedir.
Bir öğrenci başarılarını anlatabilmektedir.
Bir doktor bilgi ve tecrübelerini aktarabilmektedir.
Bir mühendis geliştirdiği projeleri gösterebilmektedir.
Bir çiftçi üretim sürecini paylaşabilmektedir.
Bir esnaf günlük emeğini görünür kılabilmektedir.
Bir iş insanı projelerini anlatabilmektedir.
Bir akademisyen çalışmalarını milyonlara ulaştırabilmektedir.
Kısacası toplumun hemen her kesimi kendi hikâyesinin yayıncısı hâline gelmiştir.
Bu durum yalnızca teknolojik bir gelişme değildir.
Aynı zamanda insanlık tarihindeki en büyük sosyal dönüşümlerden biridir.
Çünkü artık insanlar yalnızca yaşadıkları hayatı yaşamıyor.
Aynı zamanda o hayatı anlatıyor.
Paylaşıyor.
Sergiliyor.
Kayıt altına alıyor.
Başkalarına gösteriyor.
Ziyaret ettiği restoranı paylaşıyor.
Gittiği şehri paylaşıyor.
Yaptığı sporu paylaşıyor.
Katıldığı toplantıyı paylaşıyor.
Tatilde çektiği fotoğrafları paylaşıyor.
Çocuklarının başarılarını paylaşıyor.
İş hayatındaki gelişmeleri paylaşıyor.
Mutlu anlarını paylaşıyor.
Çünkü insan yalnızca yaşamak istemiyor.
Yaşadığının görülmesini de istiyor.
Yalnızca üretmek istemiyor.
Ürettiğinin fark edilmesini de istiyor.
Yalnızca başarılı olmak istemiyor.
Başarısının bilinmesini de istiyor.
Bu nedenle sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı değildir.
Aynı zamanda modern insanın kendisini görünür kılma aracıdır.
Kendisini anlatma aracıdır.
Kendisini tanımlama aracıdır.
Kendisine bir kimlik inşa etme aracıdır.
Aslında burada çok önemli bir dönüşüm yaşanmaktadır.
Geçmişte insanlar mahalle içerisinde tanınırdı.
Bugün algoritmalar içerisinde tanınmaya çalışmaktadır.
Geçmişte insanlar komşularının takdirini arardı.
Bugün beğeni sayılarını takip etmektedir.
Geçmişte insanlar dost meclislerinde kabul görmek isterdi.
Bugün takipçi sayılarına bakmaktadır.
Geçmişte insanlar yaşadıkları çevre içerisinde görünürdü.
Bugün ise dijital dünyada görünür olmaya çalışmaktadır.
Bu durumun arkasında yalnızca teknoloji yoktur.
Modern hayatın ürettiği yalnızlık da vardır.
Günümüzde insanlar tarihte hiç olmadığı kadar iç içe ve yakın yaşamaktadır.
Buna rağmen birbirlerini tanımamaktadır.
Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin isimlerini bilmemektedir.
Aynı sitede yaşayan aileler gerçek dostluklar kuramamaktadır.
İletişim araçları artmaktadır.
Fakat samimiyet azalmaktadır.
Kalabalık büyümektedir.
Fakat aidiyet küçülmektedir.
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar birbirlerine bu kadar yakın yaşamamıştı.
Fakat yine insanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar kendilerini bu kadar yalnız hissetmemişti.
İşte dijital dünya tam da bu boşluğa yerleşmektedir.
Çünkü dijital dünya yalnızca bilgi sunmamaktadır.
Aynı zamanda kimlik sunmaktadır.
Topluluk sunmaktadır.
Aidiyet sunmaktadır.
Görünürlük sunmaktadır.
Bir genç sosyal medya üzerinden kendisini ifade etmektedir.
Bir başkası çevrim içi oyunlarda arkadaşlıklar kurmaktadır.
Bir diğeri dijital topluluklarda kendisine bir çevre bulmaktadır.
Bazıları fikirlerini paylaşmaktadır.
Bazıları sanatını sergilemektedir.
Bazıları yalnızlığını azaltmaya çalışmaktadır.
Bazıları ise hayatında bulamadığı değeri dijital dünyada aramaktadır.
Bu nedenle ekran bağımlılığı yalnızca teknoloji bağımlılığı değildir.
Bir anlamda modern insanın aidiyet arayışıdır.
Bir anlamda görünür olma arayışıdır.
Bir anlamda kabul görme arayışıdır.
Bir anlamda değerli hissetme arayışıdır.
Bu yüzden telefonu kapatmak çoğu zaman sorunu çözmez.
Çünkü mesele cihaz değildir.
Mesele insanın içinde oluşan boşluklardır.
Aidiyet boşluğudur.
Anlam boşluğudur.
Değer görme boşluğudur.
Görünür olma boşluğudur.
Eğer gerçek dünyada güçlü dostluklar kuramazsak insanlar dijital dünyada dostluk arayacaktır.
Eğer gerçek dünyada aidiyet üretemezsek insanlar dijital topluluklara yönelecektir.
Eğer gerçek dünyada insanlara değer vermezsek insanlar sosyal medyanın sunduğu geçici görünürlüğe sarılacaktır.
Yine sormamız gereken soru şudur:
İnsanları ekranlardan nasıl uzaklaştıracağız?
Değil.
İnsanlara yeniden nasıl anlam kazandıracağız?
Nasıl aidiyet kazandıracağız?
Nasıl güçlü sosyal bağlar kuracağız?
Nasıl insanların kendilerini değerli hissedebilecekleri sosyal ortamlar oluşturacağız?
Çünkü insan gerçek hayatta anlam bulamazsa dijital dünyada aramaya devam edecektir.
Gerçek hayatta aidiyet bulamazsa dijital dünyada aramaya devam edecektir.
Gerçek hayatta görülmezse ekranlarda görünür olmaya çalışacaktır.
Ekran bağımlılığı dediğimiz şeyin arkasında çoğu zaman teknoloji değil; modern insanın büyüyen yalnızlığı, derinleşen aidiyet krizi, görünür olma arzusu ve anlam arayışı bulunmaktadır.
İnsanın anlam bulma, aidiyet hissetme ve görünür olma ihtiyacı gerçek hayatta karşılanması oldukça zor olan duygulardır. Elbette bazı insanlar güçlü aile bağları, dostluk çevreleri ve sosyal ilişkiler sayesinde bu ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. Ancak toplumun geniş kesimleri için bu her zaman mümkün olmamaktadır.
Bu nedenle günümüzde gerçek hayat ile dijital hayat artık birbirinden tamamen ayrılabilen iki farklı dünya olmaktan çıkmıştır. Aksine, ikisi giderek iç içe geçmekte ve birbirini tamamlayan bir yapıya dönüşmektedir. Görünen o ki gelecekte de insanlar anlamı, aidiyeti ve görünürlüğü yalnızca fiziksel dünyada değil, dijital dünyada da aramaya devam edeceklerdir. Çünkü modern insanın yaşamı artık gerçek ve sanal dünyanın birleştiği yeni bir sosyal zeminde şekillenmektedir.
Saygılarımla,
Taşkın Koçak
