İstanbul’da düzenlenen 3. Küresel İslami Ekonomi Zirvesi vesilesiyle yıllardır dile getirdiğim bir itirazı yeniden hatırlatmak istiyorum:_*
“İslam ekonomisi” kavramı, iyi niyetle ortaya atılmış olsa da hem ilmi açıdan hem de dini açıdan problemli bir kavramdır.
Çünkü İslam bir ekonomik model değildir.
İslam; insanın Allah’la, toplumla, mülkiyetle, emekle ve ticaretle olan ilişkilerine ahlaki ve hukuki ilkeler getiren bir dindir. Fakat modern anlamda bir ekonomik sistem, kalkınma teorisi, para politikası veya finans modeli ortaya koymaz.
Günümüzde “İslam ekonomisi” denildiğinde farkında olmadan çok büyük bir iddia ortaya atılmaktadır. Çünkü bu ifade yalnızca İslam’ın ticarete ilişkin hükümlerini değil, aynı zamanda üretimden tüketime, para politikalarından sermaye piyasalarına kadar bütüncül bir ekonomik modeli temsil ettiği izlenimini vermektedir.
İşte benim itirazım tam da buradadır.
Çünkü tarihte “İslam ekonomisi” diye uygulanmış tek bir model yoktur.
Hz. Ömer döneminin ekonomik uygulamaları ile Abbasiler aynı değildir.
Abbasiler ile Selçuklular aynı değildir.
Selçuklular ile Osmanlılar aynı değildir.
Osmanlı ile bugünkü Körfez ülkeleri aynı değildir.
Hepsi Müslümandır ama hiçbirinin ekonomik modeli birbirinin aynısı değildir.
Çünkü İslam bir ekonomik model değil, ekonomik faaliyetleri denetleyen ahlaki ve hukuki bir çerçevedir.
Daha açık söylemek gerekirse:
İslam ekonomiyi kurmaz.
İslam ekonomiyi denetler.
İslam piyasa tasarlamaz.
İslam piyasaya ahlak getirir.
İslam kalkınma teorisi üretmez.
İslam kalkınmanın adaletle yürütülmesini ister.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Çünkü “İslam ekonomisi” adı altında ortaya konulan her model artık din adına konuşmaya başlamaktadır.
Model başarılı olursa “İslam ekonomisi başarılı oldu” denilmektedir.
Peki model başarısız olursa ne olacaktır?
İşte asıl tehlike burada ortaya çıkmaktadır.
O zaman başarısızlık da İslam’a mal edilmektedir.
Özellikle katılım finans sistemlerine yöneltilen birçok eleştirinin doğrudan veya dolaylı “İslam’a” yöneltilmeye başlaması bunun bir işaretidir.
Oysa eleştirilen şey İslam değil, insanların geliştirdiği finansal modellerdir.
Benim yıllardır dikkat çekmeye çalıştığım husus tam olarak budur:
Dini, beşerî modellerin marka ismi hâline getirmeyelim.
Çünkü hiçbir ekonomik model kutsal değildir.
Hiçbir finans sistemi vahiy ürünü değildir.
Hiçbir banka uygulaması dini temsil etmez.
Temsil ettiği şey, insanların İslam’dan ilham alarak geliştirdiği yorumlardır.
Bu nedenle “İslam ekonomisi” yerine “İslam’ın iktisada bakışı”, “İslam’ın ticaret ahlakı”, “İslam’ın iktisadi ilkeleri” veya “İslam’ın ekonomik hayata ilişkin hükümleri” gibi ifadeler çok daha doğru ve daha güvenlidir.
Aksi halde yarın herhangi bir ekonomik kriz yaşandığında insanlar modeli değil, dini sorgulamaya başlayacaktır.
Ve bana göre bir Müslümanın öncelikli görevi, dini kendi hatalarımızın ve başarısızlıklarımızın üzerine örttüğümüz bir etikete dönüştürmek değil; dini, bütün beşerî sistemlerin üzerinde ahlaki bir denetleyici olarak koruyabilmektir.
Saygılarımla
Taşkın Koçak
