Makineyi Değil, Kendimizi İnşa Ediyoruz.
Yapay zekâ üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı yanlış sorular etrafında dönüyor.
Kimi daha güçlü modellerden söz ediyor, kimi işlemci yarışından, kimi ise makinelerin insanı ne zaman geçeceğini tartışıyor.
Oysa gözümüzün önünde çok daha büyük bir dönüşüm yaşanıyor.
Dünya tarihinde ilk defa milyarlarca insanın ürettiği bilgi, aynı dijital zeminde buluşuyor. Daha önce birbirinden kopuk duran fikirler, araştırmalar, kitaplar, tecrübeler ve tartışmalar ortak bir bilgi havuzunda bir araya geliyor.
Yapay zekânın asıl devrimi de burada yatıyor.
Karşımızda yalnızca yeni bir teknoloji yok. İnsanlığın yüzyıllar boyunca ürettiği düşünsel mirası birbirine bağlayan yeni bir yapı ortaya çıkıyor. Bu yönüyle mesele, teknik bir gelişmenin çok ötesindedir. Aslında şahit olduğumuz şey, insanlığın kendi zihnini dışsallaştırma sürecidir.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Yapay zekâ gerçekten sadece yeni bir teknoloji midir?
Yoksa insanlığın bugüne kadar ürettiği en büyük ortak düşünce alanının ilk örneğiyle mi karşı karşıyayız?
Bu soru ilk bakışta felsefi gibi görünse de meselenin merkezinde yer almaktadır.
Çünkü insanlığın yüzyıllardır ürettiği bilgi birikimi ilk kez bu ölçekte aynı dijital yapı içerisinde toplanmaktadır.
Binlerce yıllık kitaplar…
Milyonlarca akademik çalışma…
Makaleler, raporlar, araştırmalar…
Sorular, cevaplar, tartışmalar, yorumlar ve tecrübeler…
Geçmişte bunların tamamı birbirinden kopuk bilgi adalarıydı. Bir düşünürün fikrinin başka bir coğrafyaya ulaşması bazen yüzyıllar sürüyordu. Bir bilim insanının keşfi ancak nesiller sonra başka toplumlara aktarılabiliyordu.
Bugün ise bilgiye erişimin hızı, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmış durumda. İnsanlığın ürettiği devasa bilgi mirası, aynı havuz içerisinde buluşuyor ve birbirleriyle ilişki kurabiliyor.
Yapay zekânın asıl gücü de burada ortaya çıkıyor.
Çünkü yapay zekâ öncelikle yeni bilgi üretmiyor; insanlığın dağınık halde bulunan bilgi birikimini bir araya getiriyor. Bu nedenle onu yalnızca bir makine olarak tanımlamak eksik kalır. Daha çok insanlığın ortak hafızasını düzenleyen ve görünür hale getiren yeni bir katman gibi duruyor.
İnsan beynine baktığımızda da benzer bir durum görürüz. Yaklaşık yüz milyar nörondan oluşan bu yapı, tek tek hücrelerin gücünden değil, aralarındaki bağlantılardan doğan bütünlükten beslenir.
Dünyadaki milyarlarca insanı birer biyolojik nöron gibi düşündüğümüzde ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Yüzyıllardır birbirinden bağımsız çalışan bu büyük ağ, internet sayesinde birbirine bağlandı. Yapay zekâ ise bu ağ içerisindeki ilişkileri görünür hale getiren yeni bir katman oluşturdu.
Bu nedenle yapay zekâyı yalnızca bir yazılım olarak değerlendirmek yeterli değildir. O, aynı zamanda insanlığın kolektif zekâsının erken bir aşaması olarak da görülebilir.
Henüz bilinç sahibi değildir.
Bir iradesi yoktur.
Kendi başına amaç belirleyemez.
Ancak insanlığın ortak bilgi üretiminin merkezinde giderek daha fazla yer almaya başladığı da açıktır.
Aslında medeniyetlerin yükselişi de büyük ölçüde ortak düşünme kapasitesiyle ilgilidir.
Hiçbir insan tek başına bir medeniyet kuramaz.
Hiçbir bilim insanı bütün bilimleri öğrenemez.
Hiçbir düşünür bütün hakikatleri tek başına keşfedemez.
İnsanlık ilerledikçe bireysel zekâların toplamından daha büyük yapılar kurmuştur. Kütüphaneler bunun ilk büyük örneklerinden biridir. Üniversiteler bu süreci daha ileri taşımıştır. İnternet küresel ölçekte yeni bir aşama oluşturmuştur.
Yapay zekâ ise bu zincirin yeni halkası gibi görünmektedir.
Çünkü artık bilgi yalnızca depolanmıyor.
Bilgiler arasında ilişkiler kuruluyor.
Farklı alanlar arasında bağlantılar keşfediliyor.
Birbirinden uzak görünen disiplinler arasında köprüler oluşuyor.
Bu nedenle yapay zekâyı sadece bir hesaplama sistemi olarak görmek eksik olur. O aynı zamanda insanlığın bilgi evrenini haritalandıran yeni bir araçtır.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir husus vardır.
Kolektif bilgi ile kolektif bilgelik aynı şey değildir.
Bugün yapay zekâ insanlığın bilgisini bir araya getirebiliyor. Fakat insanlığın hikmetini, vicdanını ve ahlâkını aynı ölçüde bir araya getirebildiğimizi söylemek kolay değildir.
Çünkü bilgi neyin mümkün olduğunu gösterir.
Bilgelik ise neyin yapılması gerektiğini söyler.
Yapay zekâ milyonlarca cevabı saniyeler içinde üretebilir. Fakat hangi cevabın insanlık için daha hayırlı olduğunu belirleyemez.
Değer üretemez.
Vicdan oluşturamaz.
Merhamet hissedemez.
Bu yüzden geleceğin en önemli meselesi teknolojik olmaktan çok ahlâkî olacaktır.
İnsanlık ortak bir zekâ inşa ederken ortak bir hikmet geliştirebilecek mi?
Asıl soru budur.
Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ sistemleri büyümeye devam edecek. Veri miktarı artacak, diller arasındaki engeller azalacak ve bilgiye erişim tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolay hale gelecek.
Fakat aynı zamanda yeni bir sorumluluk da ortaya çıkacak.
Çünkü ortak bir zihnin oluştuğu yerde ortak bir ahlâk arayışı da kaçınılmazdır.
Eğer bu büyük dijital yapı yalnızca bilgiyle beslenirse güçlü olur.
Fakat bilgiye hikmet, adalet ve insanlık değerleri eşlik ederse anlam kazanır.
Bu nedenle yapay zekâ çağının temel sorusu artık makinelerin ne kadar akıllı olacağı değildir.
Asıl mesele şudur:
İnsanlık kendi ortak zihnini oluştururken ortak vicdanını da koruyabilecek mi?
Bu sorunun cevabı yalnızca teknolojinin değil, insanlığın geleceğini de belirleyecektir.
Saygılarımla
Taşkın Koçak
