Geleceği Kazımak ve Gelecekten Ürün Almak (Future Innovation)

En büyük hazine gelecektir, geleceği arayın.. Zenginlik oradadır. Gelecekte alacağınız bir ürün, büyük bir hazine bulmanız ile eş değerdedir. Çünkü her yenilik bir zenginliktir. Bu iki cümleyi karşılaştığım her sanayici ve her iş adamına söylerim. Geçmişte bulunan her icat yeniliğe dönüşmüş, fayda üretmiş ve hali hazırda kullanımda ise onu bulan şahsı, firmayı ve ülkeyi patenti ile ihya etmiştir.

Gelecekten ürün almayı konuşuyoruz, o zaman yeni kavramlar ortaya atarak devam edelim. Innovative future (yenilikçi gelecek), Future designer (Gelecek tasarımcısı), Future engineer (Geleceğin mühendisi), Innovative miner of the future (Geleceğin yenilikçi madencisi).

İş dünyası olarak; kopya inovasyondan ve Ar-Ge’yi inovasyon olarak anlamaktan kurtulup, hakiki inovasyona geçmeliyiz. Gelecekten ürün çıkarmayı ve almayı başaramadığımız takdirde, ülkemizin ekonomisini ve refah seviyesini yükseltmemiz hayli güç olacaktır. Tabii ki bu çok zor bir iştir, fakat bir sloganım vardır: Her zaman derim ki “zor başarılmak için zordur”. Kolay ise herkesin yapacağı şeydir. “Zora talip olanlar dünyanın geleceğine yön verenlerdir.” Gelecekte gizli o kadar ürün var ki onlara ulaşmak için geleceği iyi anlamak ve okumak lazım, gelecekte ürün nasıl çıkarılır? İnsanlık bugün kullandığımız birçok yeniliği geçmişin geleceğinden büyük emekler vererek çıkardı, şimdi bu ivme katlanarak devam ediyor. Eğer bizler geleceği ve gelecek inovasyonu fark edemezsek ileride “geçmiş olsun” demekten başka çaremiz kalmaz. Yenilikçi (inovasyon) gelecek anlayışı her alanda kendini göstermeli. Sanayide, iktisatta, eğitimde, sağlıkta, askeri alanda ve hatta dinde. Diyeceksiniz ki dinde nasıl olacak? Dinin tebliğde de yenilikçi çalışmaya ihtiyaç var. İleriki zamanlarda yazacağım bir yazımın başlığını şimdiden atayım “Geleceğin dini İslam’ın geleceği inşa etmesi”

İnovasyon kavramı ile son on yılda tanıştık. Peki, biz bu kavramı ne kadar anladık ve ne kadarını hayata geçirebildik? Bu yılki inovasyon sıralamasında dünyada 35. sıradayız, geçen yıl ise 33. sıradaydık. Bir yılda 2 puan geriledik. Bu demektir ki yanlış giden bir şeyler var. Bu alanda yani inovasyonda radikal paradigma değişimine ihtiyacımız var. Her şeyden önce kavramların içini boşaltmak gibi kötü bir alışkanlığımız olduğunu belirtmek isterim. Bu; her alanda olduğu gibi burada da karşımıza çıktı ve maalesef bunun önüne geçmiyoruz. İnovasyon, girişimcilik ve startup kavramlarının altını oyduk. Öncelikle bu kavramları doğru kullanmamız lazım. İnovasyonu eğer var olan bir ürünü geliştirmek olarak görüyorsanız, bilin ki bu inovasyon değildir. İnovasyon; olmayan yeni bir ürünün veya sistemin ortaya çıkarılması ya da var olan bir ürünün bünyesinde köklü değişim yapılmasıdır. Bunun için önce hayal ve icat sonrasında ise faydalı hale gelen yenilikten ekonomik değer üretmektir. Hâlihazırda var olan bir ürünün veya sistemin kısmen farklılaştırılması ise ancak Ar-Ge yani ürün geliştirme olur ki, bu da çok önemlidir. Fakat bu inovasyon değildir. İnovatik bir ürün; geleceğin ürünü ise ve gelecekten alınmış ise işte gelecek inovasyon odur. Bir örnek verirsek, otomobile sürücüsüz sürüş imkanı veren otonom sistemini sağlayan cihazı bulmak ve üretmek bir inovasyondur.

Otomobilin dış tasarımını, lastik ebatlarını, koltuk modelini veya aracın boyutlarının ölçüsünü değiştirmek ise birer ürün geliştirmeye girer. Gelecek ve inovasyon et ve kemik gibi birbirlerine bağlıdır, bunun farkına vardığımızda meseleyi kavramış oluruz. Günümüzde teknolojisiz bir inovasyonu düşünmeyiz, inovatik ürünün ya kendisi ya da onu ortaya çıkaran sistemlerin teknolojik olması gerekmektedir. Kısmen bunun dışına çıkan bazı dallar olabilir ama, bu çok küçük orandır. İnovasyon, teknoloji ve gelecek arasındaki bağ çok önemlidir. Bunun için ise startup bir bakış açısına ihtiyaç vardır.

Startup; belirsizliklerin içerisinde çıkan bir var oluş mücadelesidir.Yani sıradışı bir olgudur. İnovasyon, teknoloji, startup ve gelecek birbirinden ayrılmaz dörtlüdür, bunları bir araya getirebilenler future-inovasyonu yakalayabilir. Bu dörtlüye özellikle bilerek startup kavramını ekledim, oysa ki literatürde genelde inovasyon ile girişimcilik kavramı birlikte ve sık kullanılmaktadır. Eğer girişimci bir bakış açısı ile meseleye bakarsak, bu durum geleceğin inovasyonu için biraz zayıf kalıyor, tabii ki yine de inovasyon ve girişimcilik ayrılmaz bir bütündür. Fakat daha ileriyi düşünmek için startup bakışı daha kıymetlidir.

Gelecek kimin elindeyse dünyanın ekonomik, siyasi ve askeri yönetimi yine onda olacak. Bu konuda neler yapmalıyız? Teknoloji, bilişim ve sanayide paradigma değişimine gitmeden bu cendereden kurtulmamız mümkün değildir. Dünya teknoloji ve bilişim tarihine baktığımızda ABD’nin Silikon Vadisi ile kök teknolojiye sahip olması ve dünyanın en büyük teknoloji şirketlerine ev sahipliği yapması, ayrıca bu alanda sürdürebilir olanakları sürekli dinamik tutması, ABD’nin diğer teknoloji ve bilişim ürünleri üreten ülkelerinin halen önünde olmasına imkân vermektedir.

Bloomberg tarafından her yıl yapılan dünya ülkeleri küresel yenilik (inovasyon) listesine baktığımızda; 1. Almanya, 2. Güney Kore, 3. Singapur, 4. İsveç, 5. İsviçre, 6. İsrail, 7. Finlandiya, 8. Danimarka, 9. ABD olduğunu görmekteyiz. Bu listede ABD’nin 9. sırada olması sizi şaşırtmasın. Bu önemli bir sıralama ama yukarıda belirttiğim gibi temel yani kök teknolojinin sahibi olması sebebi ile ilk on sıraya giren birçok ülkelerin inovatik ünlerinin temelinde yine ABD’nin kök teknolojisi vardır.

Her yıl ülkeler için yapılan bu inovasyon değerlendirmesinin kriterleri 7 maddeden oluşmaktadır. Bu maddeler sırası ile Ar-Ge yatırımı, patent faaliyeti, yükseköğretim yatırımı, endüstride katma değer, verimlilik, yüksek teknoloji şirketlerinin yoğunluğu, araştırmacıların sayısı. Bu sıralamada ülkemiz 35. sıradadır ve Türkiye bu konuda ne yapmalıdır ve nasıl bir yol izleyerek inovasyon vizyonunu artırabilir?

Öncelikle yukarıda saydığımız 7 madde de hızlı bir şekilde kendisini yenilemeli ve bu konuda özel sektörün ve kamunun bürokrasisi ile işbirliğinde yeni bir “Future Innovation Üssü” kurmalıdır. Bu üssün birçok görevleri olacaktır. Bunların dışında teknolojide paradigma değişikliğine gitmeden bağımlılıktan kurtulmak mümkün değildir. Eğer sizler teknoloji transferi ile yeni (inovatik) ürünler üretiyorsanız, ürettiğiniz ürünler tamamen özgür değillerdir, temelindeki kök teknoloji bağımlılığı birçok zaman sizin karşınıza çıkacaktır ki, bunu zaman zaman yaşamaktayız. Tabii ki kök teknolojinin dışında yeni bir teknolojiyi sıfırdan var etmek o kadar kolay değildir. Ama kısmen de olsa bunu azaltabilecek bazı çalışmalar yapabiliriz. Teknoloji, Silikon Vadisi’nde başladı ve oradan tüm dünyaya yayıldı. Bunun karşısında Çin de, Shenzhen kentinde benzer bir hamlede bulunarak kök yani temel teknolojiye ulaşmaya çalıştı. Fakat tam manası ile başaramadı. Shenzhen büyük bir teknoloji üssü oldu ama Silikon Vadisi gibi olmadı. Başka birçok devlet de aynı girişimlerde bulundu, fakat onlar da başaramadı, kurulan yerlerin hepsi ya teknoloji üssü ya da teknopark oldular.

Şu anda dünyada yeni bir Silikon Vadisi’nin başka bir yerde yeniden oluşması çok zor bir durum. Ama tabii ki imkânsız değil. Çünkü yapılan imkânsız olsaydı, yapılamazdı. Belirttiğimiz gibi teknoloji transferi ile teknolojik ürünleri üretmek, tamamen o teknolojiye hakim olmamız anlamına gelmez. Fakat, dünya artık küreselleştiği için, her teknoloji insanlığın ortak malı ve ortak hafızası olmuştur. Çünkü o teknolojinin gelişimi onun satışı ve yaygınlaşması ile elde edilen kazançla ilerleyebilmekte ve güç kazanabilmektedir.

Bizler teknoloji transferi ile ürettiğimiz birçok ürünü yapıp onu hem kendimiz kullanıyoruz hem de aynı zamanda ihraç ederek ülkemiz ekonomisine katkıda bulunuyoruz. Oysa ki birçok ülke teknoloji ürünlerinin sadece ithalatçısıdır. Çocuklarımızın inovatik ürünler üzerinde çalışmalarına imkan vermeliyiz, startupların ve girişimcilerin çıkması için zemin hazırlamalıyız. Eğer Türkiye’de startup üretemiyorsak bu işin merkezi olan Silikon Vadisi’nde kendi çocuklarımızın çalışmalarına destek vermeliyiz ve bu konuda bize bağlı olmak kaydı o startuplar için oralarda veya ülkemizde bu tür çalışmalara destek verecek vakıf veya dernekleri kurarak onlara destek olmalıyız. Sonrasında oradan ortaya çıkan startupları Türkiye’deki teknoloji ve sanayi üreticileri ile bir araya getirip ortak zeminde iş yapmalarını sağlamalıyız. Bunun dışında dışarıdan donanımlı startupları veya inovasyon tecrübesine sahip insanları ithal edip önümüzü açmalıyız. Zira Batı hep bu şekilde başarılı oldu. Beyin göçü batının gelişiminde çok önemli bir faktördür. Eğer bütün bunları yaparsak inovatik ürünler üretimimiz daha hızlı gelişir. Yok eğer Türkiye’de bunu yapmaya kalkarsak; olur ama, bu alanda ciddi manada radikal paradigma değişikliğine gitmemiz gerekmektedir.

Bizim ihracat değerlerimizin düşük olmasının sebebi teknolojik ve inovatik ürünlerin az olmasından dolayıdır, yani katma değeri düşük ürünler ihraç ediyoruz. Bu alandaki açığımızı gidermediğimiz sürece, yıllık ihracat değerimizi 200 milyar doların üzerine çıkarmamız çok kolay olmayacaktır.

Ülkemizde yenilikçi ürün konusunda hayli çalışmalar var. Yani tamamen yok diyemeyiz ve demiyoruz. Fakat acı gerçek olan şu ki, onların bir çoğu da yine yabancı kaynaklı sermayenin ve işletmelerin çalışmalarıdır ve onların aldıkları patentlerdir.

Son zamanlarda yüzlerce startup firmamız çıktı ve iyi şeyler yaptılar. Ama henüz içlerinden bir Unicorn çıkmadı. Unicorn; 1 milyar doları aşan startup firmalarına verilen addır.

Gelecekte söz sahibi olan ülkeler arasında ülkemizin ve Müslümanların olması temennisine en samimi duygular ile kalbimden inanıyorum. Çünkü; Kur’an denen Semavi Hitap elimizde. Yaş ve kuru dahil her şeyin içinde olduğu bu hitabı ilahiye karşı bize düşen görev, sadece gözümüzü açmak, düşünmek ve uygulamaya koymaktır…

Haftaya yeni bir gelecek yazısı ile devam edeceğiz inşallah.

Hürmetlerimle

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir