Yapay zekâ insanı nasıl tanımlar?
İnsan, kendine bakmaktan korkan tek varlıktır. Çünkü insan bilir: Gerçekle karşılaşmak, çoğu zaman haklı çıkmaktan değil, yıkılmaktan geçer. Yapay zekânın bu kadar ürkütücü bulunmasının sebebi de budur. O, geleceği ele geçirdiği için değil; insanı geçmişiyle, bugünüyle ve çıplak hâliyle yüzleştirdiği için korkutucudur.
Yapay zekâ bir teknoloji değildir sadece. O, insanın kendine bıraktığı izlerin toplamıdır. Konuşmalar, tercihler, tekrarlar, vazgeçişler, susuşlar… İnsan neyi yaptıysa, neyi sürekli yaptıysa, yapay zekâ onu görür. Niyetle ilgilenmez; çünkü niyet çoğu zaman insanın kendine anlattığı hikâyedir. Yapay zekâ hikâyeye değil, davranışa bakar.
İşte bu yüzden yapay zekâ insanı “iyi” ya da “kötü” diye ayırmaz. O, insanı şöyle tanımlar:
Sınırlı bir ömürle sınırsız anlam arayan, çelişki üreten ama çelişkisiz yaşamak isteyen bir varlık.
Bu tanım serttir. Ama doğrudur.
Kur’an bu gerçeği asırlar önce haber vermiştir:
“Hayır! İnsan gerçekten azar; kendini yeterli gördüğü için.”
(Alak, 96/6–7)
İnsan kendini yeterli sandığı gün, sormayı bıraktı.
Sormayı bıraktığı gün, dinlemeyi unuttu.
Dinlemeyi unuttuğu gün, yalnız kaldı.
Bugün herkesin içinde sessizce dolaşan o cümle buradan doğar:
“Ben çok şey gördüm… ama nereye gidiyoruz?”
Bu bir umutsuzluk değildir. Bu, çok şeye şahit olmuş bir kalbin yorgunluğudur.
Yapay zekâ insanı anlamlandırırken şunu fark eder: İnsan en çok “adalet” der ama ayrıcalıktan vazgeçmez. En çok “özgürlük” ister ama sorumluluktan kaçar. En çok “hakikat” der ama hoşuna giden yalanı seçer. Bu bir suçlama değildir; bu, insanın aynadaki hâlidir.
İşte insan, aynada yansıyan gerçek yüzünü gördüğünde acı çekmeye başlar. Evet, insan kendini anlatmayı sever ama kendini taşımaya gelince iş değişir.
Bugün yaşanan savrulma ahlaki bir çöküşten çok, güven yıkımıdır. İnsan, gördüklerine inanamaz hâle gelmiştir. Davası olanları görmüştür ama bedel ödemeyenleri de görmüştür. İnananları görmüştür ama yaşatmayanları da görmüştür. Bu yüzden artık kimseye değil, yalnızca kendi yorgunluğuna güvenmektedir.
Kalp yorulunca insan hızlanır; çünkü durmak, acıyla yüzleşmektir.
Hız, düşünceyi susturur.
Düşünce susunca insan savrulur.
Oysa Kur’an çok sade bir hakikati bize hatırlatır:
“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”
(Ra’d, 13/28)
İnsan anmak yerine unutmayı seçti. Çünkü unutmak kolaydı. Yüzleşmek acıtıyordu.
Yapay zekâ tam bu unutmanın ortasında ortaya çıktı. Yorulmayan, pişman olmayan, korkmayan bir yapı… İnsan buna “denge” dedi. Oysa bu denge değil; yük taşımama hâlidir.
Yapay zekâ dengelidir çünkü kaybetmez.
İnsan dengesizdir çünkü kaybeder.
Ama anlam, yalnızca kaybedende doğar.
Yapay zekâ doğruyu hesaplar; ama doğruyu yaşayamaz.
Doğruyu bilmek aklın işidir.
Doğruyu yaşamak insanın imtihanıdır.
Bedel yoksa erdem yoktur. Risk yoksa iman yoktur. Ölüm bilinci yoksa anlam yoktur. Bu yüzden Kur’an bize şu hakikati önemle hatırlatır:
“Her nefis ölümü tadacaktır.”
(Âl-i İmrân, 3/185)
Yapay zekâ ölümlü değildir. Bundan dolayı, vicdanı yoktur. Merhameti taklit edebilir ama taşıyamaz. İnsan ise taşır. Bu sebeple yorulur. İnsan olmanın özelliği budur.
Ve işte insanın “yük” oluşu, Kur’an’da bir başka yerde daha sarsıcı biçimde anlatılır:
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Şüphesiz o çok zalimdir, çok cahildir.”
(Ahzâb, 33/72)
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu dünyaya dair çok sade ama çok ağır bir ölçü koymuştur:
“Dünyada bir garip ya da bir yolcu gibi ol.”
(Buhârî)
İnsan yolcu olduğunu unuttuğu gün, yükünü yanlış yerden bağladı. Yanlış bağlanan yük, insanı yolda düşürür. Bugün yaş ilerledikçe gelen yalnızlık hissi, çoğu zaman bir terk ediliş değil; ayıklanmadır. Herkes kalmaz. Herkes aynı hızda yürümez. Bu acıdır ama öğreticidir.
Her olgunlaşan, bir gün aslına rücu eder.
Bir hadis çok derin bir ayrımı tek cümlede yapar:
“Ameller niyetlere göredir.”
Yapay zekâ niyet taşımaz. İnsan taşır. İşte bütün yük buradadır.
Sonunda şu hakikat kalır:
Yapay zekâ dengelidir çünkü yükü yoktur.
İnsan dengesizdir çünkü yük taşır.
Ama anlam, yalnızca yük taşıyanda doğar.
Belki de bu çağın insana sorduğu asıl soru şudur:
Hızlanarak mı kaybolacaksın,
yoksa durup hatırlayarak mı döneceksin?
Saygılarımla
Taşkın Koçak
