Bir sabah düşün… Evden çıkıyorsun. Ne korna var, ne sinir, ne “şu adam nereye dalıyor” şikâyeti. Kavşaklarda bekleyen kuyruk yok. Şerit kavgası yok. Hız tutkusu yok. Şehir akıyor ama gürültüsüz akıyor. Çünkü direksiyon başında insan yok. Direksiyon zaten yok.
Trafik dediğimiz şey, aslında insan hatasının toplu hâlidir. Acele, öfke, dikkatsizlik, telefon, ego, yarış… Bunların hepsi asfaltın üstünde biriken bir sosyal patlama… Kazaların hâlâ büyük kısmı “insan kaynaklı.” Yani sorun araç değil; sorun psikoloji. Sorun teknoloji değil; sorun insanın anlık zafiyetleri. İşte yapay zekâ çağı bu zafiyetleri yoldan kazımaya geliyor.
Yakın gelecekte araçlar birbirini gören kör gözler olmayacak. Birbirinin niyetini okuyan, hızını bilen, rotasını paylaşan bir ağ olacaklar. Her araç diğerine “ben geliyorum, ben yavaşlıyorum, ben dönüyorum” diye haber veren bir canlı sistem parçası gibi çalışacak. Senin araban yalnız değil; şehrin sinir sistemine bağlı.
Sonuç ne?
Trafik ışığına bile gerek kalmayan bir düzen. Çünkü ışık dediğin şey, insanların anlaşamadığı yerde konulan bir sopaydı. Makine anlaşır. Milisaniye farkıyla yol verir. “Ben önce geçeyim” kavgası kalmaz. Kavşak bir problem olmaktan çıkar, bir matematik denklemi olur.
Kaza peki?
Kaza, hatanın adıdır. Hata azalınca kaza da silinir.
Araç uyumaz. Sarhoş olmaz. Kızıp gaza yüklenmez. Mesaj yazmaz. “Bugün moralim bozuk” demez. Her an tetikte, her an ölçümde, her an hesapta olur. Yüzlerce sensör, kameralar, radarlar, haritalar… İnsan gözünün göremediği kör noktaları görür. Geceyi gündüz gibi okur. Sisle pazarlık yapmaz. Yolu tanır, yoldaki canlıyı tanır, yoldaki riski tanır.
Bir insan, araç kullanırken ani bir tehlikeyi ortalama 300 milisaniyede fark eder. Bu ilk fark edişten sonra, yaşına, refleks hızına, dikkat durumuna ve tecrübesine bağlı olarak direksiyon veya frene müdahalesi genellikle 1500-2000 ile 3000 milisaniye yani 1.5-2 ile 3 saniye arasında sürer.
Bu durum, yapay zekâ destekli otonom bir araç böyle değildir.
Bu sistemler; kamera, lidar (ışıkla tarama), radar ve sensörlerle çevreyi her an milisaniyelik hızlarda tarar. Yolda bir tehlike belirdiğinde, bunu 10 ila 50 milisaniye gibi çok kısa sürede algılar. Ardından 100 milisaniyeden daha kısa bir sürede gerekli manevrayı yaparak aracı yavaşlatır, durdurur ya da yön değiştirir.
İnsanın karar vereme süresinde, yapay zekâ çoktan harekete geçmiş olur.
Yani otonom bir sistem, insan tepkisinden “20 kat daha hızlı” davranabilir.
İşte bu yüzden diyoruz ki:
Kaza, insan hatasıyla meydana gelir. Yapay zekâ, bu hatayı bertaraf etmeye geliyor.
Yapay zekâ sadece “aracı sürmez.” Şehri de sürer.
Yolları, köprüleri, trafik akışını, toplu taşımayı tek merkezden değil, dağıtık bir akılla yönetir. Bir yerde yoğunluk oluşmadan önce rotaları değiştirir. Şehir kendi kendini rahatlatır. Yani artık trafik “oluşan” bir problem değil, “oluşmadan çözülen” bir duruma dönüşür.
Sürücü yoksa ne olur?
Birincisi: Zaman geri gelir.
Günümüzde trafikte kaybettiğimiz saatler, ömrümüzün çalınmış kısmı. Sürücüsüz dünyada o saatleri geri alırsın. Araba seni götürürken sen işine bakarsın, kitabını okursun, uyursun, konuşursun. Yol “boş zaman”a dönüşür.
İkincisi: Şehir yeniden tasarlanır.
Otopark derdi azalır. Çünkü araçlar seni indirip gider, beklemek zorunda kalmaz. Devasa otopark alanları yeşile, parka, yaya yoluna dönüşür. Şehir insan için nefes alır.
Üçüncüsü: Ekonomi şekil değiştirir.
Sigorta sektörü baştan yazılır; çünkü kaza yoksa sigortanın mantığı değişir. Taksicilik, şoförlük, nakliye, lojistik yeni bir düzene girer. Bazı meslekler biter, yeni meslekler doğar: filo yöneticisi, araç-şehir veri analisti, otonom sistem güvenlik uzmanı gibi.
Dördüncüsü: Ahlak ve hukuk yeni soru sorar.
Kaza olursa sorumlu kim?
Yazılım mı, üretici mi, veri sağlayıcı mı, şehir altyapısı mı?
İşte bu da “AI hukuku”nun bir başka cephesi. Direksiyon kalkınca sorumluluk da başka yere taşınır.
Ama şunu da unutmayalım:
Bu tablo muazzam ve kusursuz gibi görünsede, bunuda bir bedeli var.
İnsan, kontrol duygusunu sever. Direksiyonu bırakmak, bir anlamda “egosunu bırakmak.” Kolay değil. “Ben sürmezsem güvende değilim” psikolojisi uzun süre devam eder. Ayrıca her şey ağla bağlıysa, güvenlik daha kritik hâle gelir. Otonom dünya, siber güvenliği “trafik güvenliği” kadar hayati bir konu. Yani kaza bitse bile, yeni risk türleri yine var olacak. Bu anlamda güvenlik İhmal edilirse, yeni felaketler karşı karşıya kalabiliriz.
İstanbul 2040: Otonom Ulaşım Senaryosu
Sabah saat 08.00… İstanbul’da trafik yok. Çünkü artık herkesin arabası yok; herkesin erişimi var. Otonom araçlar, sabah vardiyasını bilen, okul saatlerini ezberleyen, yaşlıyı önceleyen bir zeka ile çalışıyor. Boğaz köprülerinden geçerken araçlar ne korna çalıyor ne de fren yapıyor. Şehir birbirine akıyor, tıpkı sinir hücreleri gibi.
Park sorunu tarihe karışmış. Çünkü araçlar insanları indirip sistemin uygun gördüğü bölgeye gidiyor. Okul servisleri, hastane transferleri, belediye toplu ulaşımı hepsi entegre bir yapay zekâ platformu tarafından yönetiliyor. Kazalar %90 azalmış, ambulanslar için özel şerit bile gerekmiyor çünkü tüm sistem ona yol açıyor.
Sonuçta otonom sürüş:
Trafik, kaza ve sürücü üzerinden kurduğumuz eski dünya, insan hatası üzerine kuruluydu. Yapay zekâ, bu hatayı sistemden kazımaya geliyor.
Belki yıllarca sonra çocuklarımız şöyle konuşacak:
“Bir zamanlar insanlar tıpkı lunaprakataki çarpışan arabalar gibi sürekli kaza yapıyorlarmış.”
İşte “Trafik yok, kaza yok, sürücü yok” dediğimiz şey, tam olarak böyle bir çağın adı. İnsan yoldan çekilince yol iyileşiyor. Yol iyileşince şehir huzura yaklaşıyor.
Saygılarımla
Taşkın Koçak
