Geçmite olduğu gibi günümüzde de en görünmez ama en güçlü savaş alanı dildir. Topların, tüfeklerin yerini artık algoritmalar, veri kümeleri ve dijital platformlar aldı. Fakat bu yeni dünyanın en stratejik gücü, dil hâkimiyetidir. Bir dil ne kadar çok kullanılıyorsa, ne kadar çok içerik üretiyorsa, yapay zekâ sistemlerinde, arama motorlarında ve sosyal medyada o kadar görünür, etkin ve yönlendirici hale gelir. Dijital evrende İngilizce, küresel içeriklerin %60’ını oluşturmaktadır. Çin’in kendi dilini teknolojiye taşıma stratejisiyle dijital varlığı hızla güç kazanmaktadır. Oysa İslam dünyasının büyük dilleri –Arapça, Türkçe, Urduca, Farsça, Malayca– toplamda yüz milyonlarca insan tarafından konuşulmasına rağmen dijital âlemde zayıf, dağınık ve görünmez konumda. İşte bu durum, sessiz ama derin bir dijital dil krizidir.
Dilin Daralması, Ufkun Daralmasıdır
Dijital dil krizi, sadece bir “çeviri meselesi” değildir. Bir toplumun dili dijital dünyada temsil edilmiyorsa, o toplumun kültürü, bilgisi ve hayalleri de görünmez hale gelir. Bugün yapay zekâ modelleri büyük ölçüde Batı dillerinde eğitiliyor. Bu, Müslüman toplumların dillerinde üretilen metinlerin, duaların, şiirlerin, bilimsel eserlerin bu sistemlerde yeterince yer bulamaması demektir. Bir başka deyişle, Müslümanların sesi kesiliyor, dijital evrenin belleğinde silikleşiyor.
Genç kuşak için bu kriz çok daha çarpıcı. Bir Türk genci video oyunlarını İngilizce oynuyor, bir Arap genci sosyal medyada İngilizce kelimelerle kendini ifade ediyor, bir Pakistanlı öğrenci bilimsel kaynakları çoğunlukla İngilizce okuyor. Bu alışkanlık, sadece kelimelerin değil, düşünme biçimlerinin de ithal edilmesi anlamına geliyor. Oysa dil, düşüncenin evidir. Dil daraldığında, ufuk da daralır.
Dijital Sömürgecilik Riski
Tarih boyunca sömürgeciler toprakları işgal etmeden önce zihni kuşatmaya yönelmişlerdir. Bugün ise yeni sömürgecilik, dijital diller üzerinden yürütülüyor. Eğer bir milletin dili dijitalde yoksa, o milletin gençliği başkalarının kavramlarıyla düşünecek, başkalarının hikâyeleriyle büyüyecek, başkalarının teknolojilerine bağımlı kalacaktır. Bu durum sadece kültürel değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik bağımsızlığı da tehdit ediyor.
İslam dünyası bu tehlikenin farkında olmak zorunda. Aksi halde gelecek nesiller kendi dillerinde düşünen değil, başkalarının dilinde yaşayan “dijital göçmenler” haline gelecekler. Bu, sessiz bir işgalin en tehlikeli biçimidir.
Çözüm İçin Vizyon: Dijital Dil Bağımsızlığı
İslam dünyası, bu krizi aşmak için köklü ve stratejik adımlar atmalıdır. Öncelikle, kendi dillerinde devasa dijital içerik üretimi yapılmalı. Çocuklara yönelik oyunlar, uygulamalar, çizgi filmler; gençlere yönelik sosyal medya içerikleri; akademisyenlere yönelik yapay zekâ destekli veri tabanları yerel dillerde hazırlanmalıdır.
İkinci olarak, üniversiteler ve araştırma kurumları, “Dijital Dil Enstitüleri” kurmalı. Bu merkezlerde Arapça, Türkçe, Urduca, Farsça gibi dillerin dijital sözlükleri, semantik ağları ve büyük veri tabanları inşa edilerek yapay zekâ modellerine entegre edilmelidir. Çin’in Mandarin için, Güney Kore’nin Korece için yaptığı gibi devlet destekli büyük projeler hayata geçirilmelidir.
Üçüncü olarak, devletler teknoloji şirketlerine “yerel dil zorunluluğu” getirmelidir. Bir uygulama, sosyal medya platformu ya da yazılım, İslam dünyasında hizmet veriyorsa, bu dillerde güçlü destek sunmak zorunda olmalıdır. Aksi takdirde, Müslüman kullanıcılar “ikinci sınıf dijital vatandaş” muamelesi görmeye devam edecektir.
Dilin Korunması, Kimliğin Korunması Demektir
Bu meselenin en derin boyutu, kimliktir. Teşbihte hata olmasın; nasıl ki Kur’an’ın dili olan Arapça asırlar boyunca korunmuş ve yaşatılmışsa, Müslüman milletlerin dilleri de dijital çağda aynı özenle korunmalı ve güçlendirilmelidir. Çünkü bir milletin dili yalnızca bir iletişim aracı değildir; onun hafızasının, duygusunun ve imanının taşıyıcısıdır.
Unutmamak gerekir ki; kılıçla kaybedilen toprak zamanla geri alınabilir, fakat dille kaybedilen ufuk asla geri kazanılamaz. Eğer gençlerimiz sosyal medyada İngilizce esprilerle, Batılı kavramlarla ve ithal kelimelerle büyürse; yarın bu topraklarda bağımsız düşünen nesiller değil, başkalarının dilinde esirleşmiş kuşaklar yetişecektir.
Son Söz
İslam dünyası için asıl mesele şudur: Dijital çağda kendi dilinde var olmak ya da yok olmak. Bu kriz sadece bir kültür meselesi değil, stratejik bir beka meselesidir. Eğer dijital dil bağımsızlığı kazanılmazsa, Müslüman toplumlar 21. yüzyılda ekonomik, siyasi ve kültürel olarak başkalarının gölgesinde kalmaya mahkûm olacaktır. Ama eğer bu diller dijital dünyada güçlendirilirse, İslam medeniyetinin yeni bir dirilişinin kapısı aralanacaktır.
Dilini koruyan, geleceğini korur. İslam dünyasının önündeki en stratejik görevlerden biri, dijital dil krizini aşmak ve kendi dilinde dijital bir gelecek inşa etmektir.
Saygılarımla
Taşkın Koçak