Sağlıkta Yapay Zekâ

Tahlil Sonuçlarını Artık Kim Okuyor?

Artık şunu net söyleyelim:
Sağlıkta yapay zekâ bir “gelecek senaryosu” değil, şu an yaşanan bir gerçeklik. Üstelik bu dönüşüm öyle yavaş falan da ilerlemiyor. Sessiz ama çok hızlı.

Bugün dünyanın her yerinde insanlar ellerine geçen kan tahlillerini, MR raporlarını, EKG sonuçlarını alıp yapay zekâya soruyor. Sadece “Bu ne demek?” diye değil; “Ciddi mi?”, “Acil mi?”, “Doktora hemen gitmeli miyim?” diye soruyor.

Bu işi yapanlar sadece hastalar değil. Doktorlar da yapıyor.

Bu noktada küçük ama çarpıcı bir veri paylaşmak gerekiyor. OpenAI’nin paylaştığı resmi istatistiğe göre dünya genelinde her gün yaklaşık 40 milyon insan ChatGPT’ye sağlıkla ilgili soru soruyor. Evet, yanlış duymadınız: Her gün. Bu soruların büyük kısmı doğrudan tahlil sonuçları, belirtiler ve sağlık yorumlarıyla ilgili. Sağlık ve “iyi yaşam” başlıkları, ChatGPT’de en yoğun kullanılan alanlardan biri haline gelmiş durumda.

Aslında bu sayıyı tek başına düşünmemek gerekiyor. Çünkü bugün sadece ChatGPT yok. Google Gemini, Claude, Grok ve benzeri diğer yapay zekâ platformları da aynı şekilde yoğun biçimde kullanılıyor. Hepsi birlikte değerlendirildiğinde, sağlıkla ilgili yapay zekâ sorgularının toplam hacmi çok daha yüksek, yüz milyonlara yaklaşan bir tabloyu işaret ediyor.

Bu rakam aslında şunu söylüyor:
İnsanlar artık ilk refleks olarak arama motoruna değil, anlamlandıran bir sisteme gidiyor.

Eskiden ne olurdu?
Tahlil sonucu elimize geçerdi. Bir bakardık, rakamlar… ALT, AST, CRP, HGB… Hiçbiri bir şey ifade etmezdi. Sonra Google’a girerdik. Bir site “çok ciddi” derdi, diğeri “önemsiz”. Beş dakika sonra kendimizi ya ağır hasta ya da tamamen sağlıklı sanırdık. Kafalar karışırdı, stres artardı.Şimdi durum farklı.

Yapay zekâ, sonuçları alıp sade bir dille anlatıyor.
“Bu değer neden yükselmiş olabilir?”
“Ne zaman risklidir?”
“Hangi alışkanlıklar etkiler?”

İnsan ilk defa gerçekten anladığını hissediyor. Panik azalıyor, belirsizlik azalıyor.

Burada artık iş sadece genel bir trend olmaktan da çıktı. Benim için de, ailem için de bu durum günlük hayatın bir parçası haline geldi. Ne zaman kendim ya da aile bireylerinden biri hastaneye gitse, muayene sonrası sonuçlara mutlaka bakıyorum. Eğer bir rahatsızlık hissediyorsam, herkes gibi ben de önce yaşadıklarımı yapay zekâya tarif ediyorum. Oradan aldığım değerlendirmeye göre hastaneye yöneliyorum. Bir nevi, bizim için “ön doktor” gibi çalışıyor.

Doktorlar neden kullanıyor?

Çünkü sistem çok yoğun.

Doktor sayısı sınırlı, hasta sayısı fazla, randevu süreleri kısa. Bir hekimin her hastaya uzun uzun tahlil anlatması çoğu zaman mümkün değil. Üstelik işin bir de evrak, rapor ve idari yük tarafı var.

Yapay zekâ burada bir “yardımcı” gibi çalışıyor.
Verileri özetliyor, dikkat edilmesi gereken noktaları işaretliyor, önceki sonuçlarla kıyas yapıyor. Doktor da bunları kontrol edip kendi bilgisiyle son kararı veriyor.

Yani yapay zekâ doktorun yerine geçmiyor, doktorun yükünü azaltıyor.

Bu ayrımı kaçırırsak, meseleyi tamamen yanlış yerden okuruz.

Dünya bu işi nereye taşıyor?

Amerika’dan Avrupa’ya, Asya’dan Afrika’ya kadar birçok ülkede yapay zekâ artık sağlık sisteminin içine girmiş durumda. Büyük hastaneler, üniversiteler ve klinikler bu sistemleri doğrudan kullanıyor.

Özellikle erken teşhis alanında ciddi farklar ortaya çıkıyor. Kalp-damar hastalıkları, diyabet, bazı kanser türleri… Yapay zekâ, büyük veriyle çalıştığı için insan gözünün kaçırabileceği örüntüleri yakalayabiliyor.

Ama burada net bir çizgi var:
Son karar her zaman insanda.

Risk yok mu? Var.

Yapay zekâ bazen yanlış yorum yapabilir. Eksik bilgiyle hatalı çıkarım üretebilir. Hele ki kullanıcı bunu “kesin doğru” kabul ederse, iş tehlikeli bir noktaya gider.

En büyük risk şu düşünce:
“Nasıl olsa yapay zekâ baktı, doktora gerek yok.”

İşte bu, kırmızı çizgi.

Bu yüzden dünya genelinde sağlık otoriteleri açıkça söylüyor:
Yapay zekâ yorum yapabilir ama teşhis koyamaz, tedavi yazamaz.

Buna rağmen insanlar neden bu kadar yoğun kullanıyor?

Çünkü cevap basit: Erişilebilir. Hızlı. Anlaşılır.

Büyük ama sessiz bir avantaj

Yapay zekânın en güçlü taraflarından biri sağlıkta eşitsizliği azaltma potansiyeli. Doktora ulaşmanın zor olduğu bölgelerde, sağlık altyapısının zayıf olduğu yerlerde en azından “acil mi değil mi” sorusuna bir cevap verebiliyor.

Bazen bu bile hayat kurtarıyor.

Burada önemli bir gelişme daha var. Artık neredeyse tüm büyük yapay zekâ platformları, sağlık alanına özel altyapılarını hızla geliştiriyor. Daha doğru tıbbi dil, daha kontrollü yorumlar, klinik bağlama daha uygun yanıtlar üretilmesi için ciddi yatırımlar yapılıyor. Bu da şunu gösteriyor: Yapay zekâ, sağlıkta geçici bir heves değil, kalıcı bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Görünen o ki bu alan, önümüzdeki dönemde “ön doktor asistanı” olarak adlandırılabilecek yeni bir katman oluşturacak.

Gelecek nereye gidiyor?

Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ sadece sonuç okumayacak. Kişinin yaşı, yaşam tarzı, geçmiş hastalıkları ve hatta genetik verileriyle birlikte daha kişisel değerlendirmeler yapacak.

Yani “herkese aynı yorum” dönemi yavaş yavaş kapanıyor.
Daha bireysel, daha önleyici bir sağlık yaklaşımı geliyor.

Türkiye bu işin neresinde?

Türkiye aslında bu dönüşüm için avantajlı. Genç nüfus, teknolojiye yatkınlık ve güçlü sağlık altyapısı var. Ama bu iş kendi haline bırakılırsa sorun çıkar.

Net kurallar lazım.
Doktorların eğitilmesi lazım.
Vatandaşın bilinçlendirilmesi lazım.

Aksi halde ya aşırı korku olur ya da körü körüne güven.
İkisi de yanlış.

Son söz

Sağlıkta yapay zekâ ne bir mucize ne de bir tehdit.
Doğru kullanılırsa büyük bir kolaylık.
Yanlış kullanılırsa ciddi bir risk.

Saygılarımla

Taşkın Koçak

Facebook
Twitter
Telegram
WhatsApp
Email

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir