Robotlar Fabrikada, Sorular Zihinde Ford’dan Hyundai’ye Otomasyonun İkilemi

Otomotiv endüstrisinin tarihine yazılmış bir rivayet anekdot vardır.

Henry Ford II, Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası (UAW) başkanı Walter Reuther’a yeni otomatik makinelerle donatılmış fabrikasını gezdirirken hafif bir gülümsemeyle sorar:

_“Walter, bu robotlardan nasıl sendika aidatı almayı düşünüyorsun?”_

Reuther’ın cevabı gecikmez:

_“Henry, asıl sen bu robotlara nasıl araba satacağını düşünüyorsun?”_

Bu diyalog yalnızca zekice bir atışma değildir. Modern ekonominin en temel gerilimlerinden birini özetler: Verimlilik ile talep arasındaki denge.

Robotlar üretimi artırabilir, maliyetleri düşürebilir ve kârları büyütebilir. Ancak o ürünleri satın alacak gelir sahibi insanlar olmazsa, üretim döngüsü kendi zeminini aşındırmaya başlar.

Bu soru 1950’lerde soruldu.

İşte aynı soru bugün yeniden karşımızda.

*_Hyundai, Atlas ve Küresel Rekabet Baskısı_*

Hyundai Motor Group, 2026’da Boston Dynamics’in insansı robotu Atlas’ı üretim süreçlerine entegre etme planını açıkladı. 2028 itibarıyla yıllık 30.000 robot üretim kapasitesi hedefleniyor. İlk uygulama ABD’de başlayacak.

Bu karar, tek başına teknoloji yatırımı olarak okunmamalı; maliyet, hız ve kalite baskısının yoğunlaştığı küresel rekabetin bir sonucu.

Otomotiv sektörü şu anda:

• Çinli üreticilerin agresif fiyat politikaları,

• Elektrikli araç dönüşümünün maliyet baskısı,

• Tedarik zinciri kırılganlıkları,

• Küresel marj daralmaları

gibi yoğun bir rekabet ortamında.

McKinsey’in analizlerine göre, gelişmiş ekonomilerde mevcut işlerin yaklaşık %20–30’u teknik olarak otomasyona açık. OECD verileri de üretim sektöründe otomasyon yoğunluğunun artmaya devam ettiğini gösteriyor. Yani mesele “robot kullanıp kullanmamak” değil; ne kadar hızlı adapte olunacağı.

Hyundai yönetiminin perspektifi bu çerçevede net:

Robotlar:

• Tekrarlayan ve riskli işleri üstlenecek,

• Hata oranını düşürecek,

• Küresel rekabet gücünü artıracak.

Bugünün rekabet ortamında teknolojiye yatırım yapmamak da bir risk.

_*Sendikanın Kaygısı ise İstihdam Şoku ve Talep Krizi*_

Ancak Hyundai işçi sendikası bu dönüşümün sosyal maliyetine dikkat çekiyor.

Robotlar devreye girerse:

• Orta vasıflı üretim işlerinin bir kısmı azalabilir,

• Ücret baskısı oluşabilir,

• Gelir dağılımı daha da yoğunlaşabilir.

Ekonomi bir zincirdir:

Ücret – Harcama – Talep – Üretim – Yeniden Ücret

Eğer ücret halkası zayıflarsa, zincir kopar.

Talep zayıflarsa, üretim sürdürülebilirliğini kaybeder.

Reuther’ın 70 yıl önce verdiği cevap tam da bu yapısal dengeyi işaret ediyordu.

*_Japonya ve Toplum 5.0: Üçüncü Bir Yol_*

Bu tartışmaya farklı bir yaklaşım Japonya’dan geliyor: Toplum 5.0 vizyonu.

Japonya, robotik ve yapay zekâyı yalnızca maliyet düşürücü araçlar olarak değil, insan merkezli bir ekonomik dönüşümün parçası olarak tanımlıyor.

Temel fikir şu:

Teknoloji ilerlerken toplum geride kalmamalı.

Toplum 5.0 yaklaşımı aslında şunu savunur:

• Verimlilik artışı ücretlere ve yaşam kalitesine yansıtılmalı,

• Eğitim ve yeniden beceri kazandırma politikaları güçlendirilmeli,

• İnsan sistemin merkezinde kalmalı.

Yani mesele robotların bantta olup olmaması değil; robotların yarattığı değerin kimlere gittiği.

*_Asıl Gerilim, Üretim mi, Dağılım mı?_*

Hyundai örneğinde iki gerçek aynı anda doğru olabilir:

• Robot kullanmamak rekabet gücünü zayıflatabilir.

• Robot kullanmak gelir dağılımını bozabilir.

İşte modern ekonominin asıl düğümü burada.

Sorun teknoloji değil.

Sorun dağılım mekanizması.

Eğer otomasyon:

• Daha kısa çalışma saatleri,

• Daha yüksek beceri gerektiren işler,

• Daha geniş bir gelir tabanı

yapabiliyorsa, ilerleme olur.

Ama yalnızca maliyet düşürme ve kâr yoğunlaşması üretirse, o zaman sistem kendi talep tabanını aşındırır.

*_Sonuç: Robotlar Kaçınılmaz, Ama Denge Şart_*

Robotlar fabrikalara girecek.

Yapay zekâ üretimi dönüştürecek.

Bu artık kaçınılmaz.

Asıl soru şu:

_Robotların ürettiği değerden kim pay alacak?_

Eğer üretim robotlara, gelir dar bir kesime; belirsizlik ise geniş toplum kesimlerine kalırsa, sistem uzun vadede kırılganlaşır.

Ama üretim robotlarla artarken gelir de topluma yayılırsa, teknoloji bir tehdit değil, refah çarpanı olur.

Reuther’ın sorusu bugün belki daha sert yankılanıyor:

“Bu arabaları kime satacaksınız?”

Belki de 2026’nın gerçek sorusu şu:

Robotlar üretimi artıracak.

Peki bu üretimi satın alacak alım gücünü kim, nasıl ayakta tutacak?

Saygılarımla

Taşkın Koçak

Facebook
Twitter
Telegram
WhatsApp
Email

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir