Polis ve Jandarmanın Yetkisi Artmalı: Devlet Otoritesi Toplumun Sigortasıdır

Toplumu ayakta tutan iki temel dayanak vardır: Allah korkusu ve devlet otoritesi. İnsan, Allah’tan dolayı sakınıyor, vicdanına tabi oluyorsa, suç işlemeyi aklından bile geçirmez. Çünkü kalbine yerleşen iman, onu kötülükten uzak tutar. Ancak Allah korkusu bir adımda kaybolmuşsa, işte orada devletten korku devreye girmelidir. Eğer devletin otoritesi yeterince hissedilmiyorsa, toplumsal düzeni korumak imkânsız hale gelir.

Bugün terör büyük ölçüde etkisiz hale getirildi. Devlet kudretiyle yıllardır milletin huzurunu bozan o kirli örgütlerin beli kırıldı. Fakat önümüzde daha derin ve sinsi bir tehlike var: uyuşturucu, hırsızlık, gasp, cinayet, mafya yapılanmaları ve çeteler. Bunlar, toplumun damarlarına işleyen, gençliği zehirleyen ve sokakları teslim almaya çalışan karanlık yapılar. Devletin bu alanlara tam manasıyla girebilmesi için polis ve jandarmanın yetkisi artırılmalı, yasalar disiplin içinde eksiksiz işletilmelidir.

Bir Olaya Şahitliğim ve Suçun Rahatlıkla İşlenmesi

Yakın zamanda yaşadığım bir olay, bu meselenin ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha gösterdi. Gece evime dönerken bir pastanenin önünde, 30 yaşlarında birinin 25 yaşlarında birini bıçakladığına tanık oldum. Fail, hiçbir şey olmamış gibi rahatça olay yerinden uzaklaştı. Yaralıya tampon yaparak yardım etmeye çalıştım, hemen polisi aradım. Üç dakika içinde polis geldi, ardından ambulans yetişti. Yarım saat içinde olay yeri inceleme ekipleri sahadaydı. Devlet, üzerine düşeni eksiksiz yaptı.

Fakat asıl düşündürücü olan şudur: Suçu işleyen kişi, bunu nasıl bu kadar rahat yapabildi? Çünkü ortada caydırıcılık eksikliği var. Suçu işleyen, kendisine ciddi bir yaptırım uygulanmayacağına inanıyor. İşte bu yüzden “deli cesareti” dediğimiz pervasızlıkla hareket ediyor, devleti ve kolluk kuvvetlerini hiçe sayabiliyor.

Bu tür olayları artık sadece sokakta değil, her gün ulusal basında da görüyoruz. O kadar çok vaka yaşanıyor ki toplumun psikolojisi bozuluyor, huzur iklimi zedeleniyor. Devlet, huzursuzluk çıkaranlara karşı elinin gücünü net bir şekilde hissettirmeli; toplum düzenini bozanlar, karşılarında tavizsiz bir devlet iradesi görmelidir.

Uyuşturucu, Hırsızlık ve Mafya Düzeni

Bugün sokaklarımızda gençlerin geleceğini karartan en büyük tehditlerden biri uyuşturucudur. Bu illet, sadece şahısları değil, aileleri de çökertiyor. Arkasında ise organize suç çeteleri, mafyatik yapılar ve gasp şebekeleri var. Küçük gibi görünen hırsızlık vakaları bile çoğu kez bu karanlık düzenin finansmanını sağlıyor.

Bütün bu tabloya karşı devletin eli titrememelidir. Polis ve jandarma, yasaların çizdiği çerçeve içinde ama daha geniş yetkilerle donatılmalıdır. Çünkü çetenin silahıyla, mafyanın tehdidiyle, uyuşturucu baronunun parasıyla mücadele sıradan tedbirlerle başarılamaz. Burada disiplinli, güçlü ve yetkili bir kolluk gücü şarttır.

ABD, Avrupa, Çin ve Türkiye Kolluk Kuvetleri Mukayesesi

Çoğu zaman bize “Batı’da özgürlük var, bizde devlet baskısı” denir. Oysa bu doğru değildir. ABD ve Avrupa ülkelerinde kolluk kuvvetlerinin yetkisi, Türkiye’ye nazaran çok daha geniştir.

ABD’de: Polis “makul şüphe” (reasonable suspicion) gördüğünde kişiyi durdurabilir, üstünü arayabilir, gözaltına alabilir. “Olası sebep” (probable cause) durumunda ev baskını bile yapabilir. Ayrıca kuvvet kullanma yetkisi Türkiye’ye göre daha geniştir. Ancak her işlem, mahkeme denetimine açıktır. Yani güçlü yetki + güçlü yargı denetimi bir aradadır.

Avrupa’da: Yetkiler ülkeden ülkeye farklıdır. Almanya’da polis, “önleyici gözaltı” (präventivhaft) uygulamasıyla, henüz suç işlememiş ama tehdit görülen kişiyi günlerce tutabilir. Fransa, 2015 terör saldırılarından sonra polise ev baskınları ve uzun süreli gözaltılar için olağanüstü yetkiler tanımıştır. İngiltere’de ise polisin kimlik kontrolü, üst araması ve CCTV destekli gözetim yetkisi çok geniştir.

Çin’de:
1,4 milyarı aşan nüfusun yönetimi, güçlü ve disiplinli bir kolluk sistemi olmadan mümkün değildir. Polis teşkilatı, yalnızca klasik güvenlik tedbirleriyle değil, aynı zamanda ileri teknolojiye dayalı gözetim mekanizmalarıyla toplumu kontrol eder. Ülke genelinde milyonlarca kamera, yüz tanıma sistemleriyle entegre çalışır. Vatandaşların günlük yaşamı neredeyse anbean takip edilir. Şüpheli görülen kişiler hızla sorgulanabilir, önleyici gözaltı uygulanabilir ve kamu düzenini bozma ihtimali olan eylemler daha başlamadan bastırılır.

Çin’de kolluk kuvvetleri, merkezi otoritenin bir uzantısı olarak hareket eder; yani polis, yalnızca suçla değil, düzeni bozabilecek her türlü ihtimalle mücadele eder. Bu nedenle Çin’de asayiş sadece sokak güvenliği değil, devletin bekası meselesidir. Böylesine kalabalık bir ülkede güvenlik mekanizması gevşediği an, kısa sürede kaos doğacağı düşünülür. Çin’in istikrarı büyük ölçüde bu sıkı kolluk düzeni sayesinde ayakta durmaktadır

  • Türkiye’de: Polis ve jandarma disiplinli bir teşkilata sahiptir ama yasal yetkileri ABD, Avrupa ve Çin’e kıyasla daha sınırlıdır. Bu da zaman zaman suçluların daha cesur davranmasına yol açmaktadır.

Bu mukayese şunu anlatmaktayız: Batı’da özgürlük söyleminin ardında çok güçlü bir kolluk düzeni vardır. Onlar devleti sahada güçlü hissettirerek suçun önünü alıyorlar. Bizim de devlet olarak aynı ciddiyetle hareket etmemiz gerekiyor.

Disiplin ve Hesap Verebilirlik

Yetki artışı, keyfilik anlamına gelmemelidir. Polisin eline güç verilirken aynı zamanda disiplin ve sıkı denetim de sağlanmalıdır. Yani polis hem daha geniş yetkiye sahip olacak hem de bu yetkileri hukuka ve kurallara uygun şekilde kullanacaktır. Bu denge, hem toplumun güvenini artıracak hem de suça eğilimli kişilerin cesaretini kıracaktır.

Yetki Artışı ve Güçlü Yasaların Önemi

Polis ve jandarmanın yetkisi artırılırken, yasaların da daha etkin ve güçlü bir şekilde işletilmesi gerekir. Kolluk kuvvetleri, büyük bir emekle suçluları yakalayıp adalete teslim ediyor. Ancak bu şahısların kısa sürede serbest kalması, hem toplumun güven duygusunu zedeliyor hem de suç işlemeye eğilimli kişilerin cesaretini artırıyor. Suçlu, yaptığının ciddi bir karşılığı olmayacağını gördüğünde, suça meyli katlanarak büyüyor. İşte bu nedenle yasalar hem etkin hem de güçlü olmalı; suç işleyen kişi devletin kararlılığını en ağır şekilde hissetmelidir. Ancak böyle olursa polisin ve jandarmanın mücadelesi anlam kazanır, devletin otoritesi sahada gerçek caydırıcılık sağlar.

Sonuç: Güçlü Devlet, Huzurlu Millet

Türkiye terör belasından büyük ölçüde kurtuldu. Şimdi önümüzde yeni bir mücadele var: sokak şiddeti, uyuşturucu, mafya ve çeteler. Bu mücadelede başarıya giden yol, polis ve jandarmanın yetkisini artırmak, yasaları disiplin içinde işletmekten geçiyor.

ABD ve Avrupa örneklerinde gördüğümüz gibi, güçlü kolluk kuvvetleri toplum huzurunun en önemli teminatıdır. Bizim de aynı kararlılıkla hareket etmemiz gerekiyor.

Devlet, milletine “Ben buradayım, seni koruyorum” demeli. Vatandaş, suça bulaşanların karşısında devlet otoritesini hissetmeli. Unutmayalım: Devlet ne kadar güçlü, polis ve jandarma ne kadar disiplinli olursa, millet o kadar huzurlu olur. Çünkü huzurun sigortası, Allah korkusuyla birlikte devlet otoritesidir.

Saygılarımla
Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir