Küresel Üniversite Krizi: Türkiye Kritik Bir Eşikte mi?

Üniversite üzerine yapılan tartışmaların büyük bir kısmı yerel sorunlar etrafında şekillenmektedir. Daha iyi nasıl olur, nasıl gelişir, nasıl iyileşir gibi sorulara odaklanıyoruz. Ancak bugün sormamız gereken asıl soru daha geniş bir çerçevededir:

Dünya üniversiteyi yeniden tartışırken, biz bu tartışmanın neresindeyiz?

Çünkü açıkça görülmektedir ki üniversite meselesi artık yalnızca Türkiye’ye ait bir mesele değildir. Bugün üniversite, küresel ölçekte bir anlam ve yön krizi yaşamaktadır.

ABD’de, Avrupa’da ve Asya’da üniversiteler tarihsel olarak hiç olmadığı kadar güçlü görünmektedir. Bütçeler büyümekte, araştırma merkezleri gelişmekte, teknoloji üretimi hızlanmaktadır. Ancak bu görünür gücün arkasında daha derin bir sorgulama vardır:

Üniversiteler gerçekten hakikati mi arıyor, yoksa sistemin ihtiyaçlarını karşılayan yapılara mı dönüşüyor?

Bugün dünyanın en güçlü üniversiteleri bilgi üretmektedir; ancak yön üretmekte zorlanmaktadır. Güç üretmektedir; ancak anlam üretmekte eksik kalmaktadır. Üniversiteler büyüyor; fakat büyüdükçe merkez olma vasfını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Bu küresel tartışma Türkiye açısından daha kritik bir anlam taşımaktadır. Çünkü biz henüz yalnızca mevcut sistemi tartışan bir noktada değiliz; aynı zamanda nasıl bir üniversite modeli kuracağımıza karar verme aşamasındayız.

Bu durum doğru okunursa bir gecikmişlik değil, önemli bir fırsattır.

Zira bugün Batı üniversite modelinin sınırlarına ulaşmışken, Türkiye yeni bir yön ve model geliştirme imkânına sahiptir.

Ancak bunun için önce şu gerçeği kabul etmek gerekir:

Sorunumuz yalnızca sistem değil, bakış açısıdır.

Bugün üniversiteler üç temel baskı altında şekillenmektedir. Devletin beklentileri, akademik sistemin kendi iç dinamikleri ve hızla değişen küresel gerçeklik.

Bu üçlü yapı içerisinde üniversite çoğu zaman ne devlete yön verebilmekte, ne kendi başına güçlü bir vizyon ortaya koyabilmekte, ne de küresel rekabette belirleyici bir rol üstlenebilmektedir. Üniversiteler varlıklarını sürdürmekte; ancak yönünü giderek kaybetmektedir.

Bugün sıkça tartışılan başlıklar bellidir: Üniversitenin özerkliği, devletin rolü, öğrenci merkezli yapı…

Ancak bu tartışmaların hiçbiri tek başına yeterli değildir. Çünkü mesele yapı değil, merkezdir. Üniversite neyin merkezinde duracaktır?

Devletin mi, piyasanın mı, öğrencinin mi?

Eğer üniversiteyi yalnızca devletin bir uzantısı haline getirirsek, bürokratikleşir. Sadece piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirirsek, araçsallaşır. Sadece öğrenci merkezli kurarsak, eğitim kurumuna indirgenir.

Oysa üniversite bunların hiçbiri değildir.

Üniversite, hakikatin ve aklın kurumsallaşmış halidir.

Bu nedenle asıl ihtiyaç reform değil, daha köklü bir dönüşümdür. Üniversiteyi güncellemek değil, yeniden kurmak zorundayız.

Geleceğin üniversitesi üç temel eksen üzerine inşa edilmelidir.

Birincisi, bilgi üreten değil yön belirleyen bir üniversite anlayışı. Üniversiteler yalnızca veri ve yayın üreten yapılar olmaktan çıkmalı; devletin, toplumun ve insanlığın karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm ve istikamet ortaya koyan merkezler haline gelmelidir. Artık önemli olan ne bildiğimiz değil, bu bilgiyle neyi değiştirebildiğimizdir.

İkincisi, kapalı yapılar yerine açık ve ağ temelli bir üniversite modeli. Geleceğin üniversitesi belirli bir mekâna sıkışan değil; disiplinler arası, kurumlar arası ve küresel ölçekte çalışan bir akıl ağı olmak zorundadır.

Üçüncüsü ise akademik üretimden ziyade stratejik etkiyi merkeze alan bir yaklaşım. Bir üniversitenin değeri yalnızca kaç yayın yaptığıyla değil, hangi sorunu çözdüğüyle ölçülmelidir.

Burada en kritik kırılma noktası şudur: Üniversite artık pasif bir kurum değildir ve pasif kalamaz. Üniversite aktif bir aktör olmak zorundadır.

Devlet politikalarında, teknolojik dönüşümlerde ve toplumsal yönelimlerde üniversiteler belirleyici bir rol üstlenmediği sürece, varlıklarını sürdürseler dahi etkilerini kaybedeceklerdir.

Bu noktada açık bir tespit yapmak gerekir:

Sorun üniversitelerin zayıf olması değil, yön konusunda sorun yaşamasıdır.

Eğer bu yön sorunu çözülemezse, bilgi üretimi üniversite dışına kayacak, teknoloji farklı merkezlerde gelişecek ve üniversiteler giderek tali kurumlara dönüşecektir.

Dolayısıyla mesele yalnızca akademinin değil, doğrudan doğruya ülkenin geleceğinin meselesidir.

Son olarak şu soruyu sormak gerekir:

Türkiye bu küresel üniversite krizini takip eden bir ülke mi olacak, yoksa bu krizi aşan yeni bir model ortaya koyan bir ülke mi?

Çünkü bugün üniversiteler yalnızca bilgi üretmez; toplumun aklını inşa eder ve medeniyetin yönünü belirler.

Bu nedenle Türkiye gerçekten kritik bir eşiğin tam ortasındadır.

Saygılarımla.
Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir