Katılım Bankacılığı Neden Büyüyemiyor?

Türkiye’de katılım bankacılığının uzun yıllardır toplam bankacılık sektörü içindeki payı neden yüzde 10’u aşamadı. Faizsiz bankacılık modeli, İslam’ın fıkıh prensiplerine uygun işlem yaparak hem etik hem de reel sektöre katkı sağlama amacını taşımaktadır. Bununla birlikte, faizli bankacılığın uzun süredir yerleşik olduğu Türkiye’de, katılım bankalarının beklenen seviyede büyüyememesinin birçok nedeni bulunmaktadır.
İlk olarak, farkındalık ve algı sorunları olduğuna dikkati çekmek gerekir. Toplumun geniş bir kesimi, katılım bankalarını yalnızca “faizsiz” işlem yapan kuruluşlar şeklinde tanımaktadır. Oysa bu bankalar, kar-zarar ortaklığı gibi katma değerli avantajlara sahiptir. Ancak, bu avantajlar yeterince anlatılamadığından, katılım bankacılığı konvansiyonel bankalara göre avantajsız olarak algılanmaktadır. Ayrıca, bazı kesimlerin katılım bankacılığında uygulanan yöntemleri “örtülü faiz” olarak değerlendirmesi, faizsiz prensiplere duyulan güveni sarsabilmektedir.
Ürün ve hizmet çeşitliliği yetersizliği de sektörü sınırlamaktadır. Konvansiyonel bankalar, yatırım araçları ve türev ürünler dahil olmak üzere geniş bir portföye sahipken, katılım bankaları bu konuda kısıtlı kalmaktadır. Bu durum, farklı finansal enstrümanlara ihtiyaç duyan kurumsal yatırımcılar ya da bireysel müşterilerin katılım bankacılığını tercih etmesini güçleştirmketedir. Aynı zamanda dijital altyapı eksikleri de müşteri memnuniyeti açısından handikap yaratmaktadır. Dijital kanallara yatırım yapmak, özellikle genç ve teknolojiyi aktif kullanan müşteriler için çok önemlidir.
Likidite yönetimi, faizsiz bankacılık ilkesinden kaynaklanan zorluklardan biridir. Konvansiyonel bankalar kadar rahat fon bulamayan katılım bankaları, daha yüksek maliyetli kaynaklara yönelmektedir. Bu da sektördeki rekabet güçlerini zayıflatmakta, ihtiyaç sahiplerini daha ucuz kredi sağlayan konvansiyonel faizli bankalara yönlenmesine sebep olmaktadır. Ayrıca, buna bağlı olarak ekonomik dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde katılım bankaları kırılgan hale gelmektedir.
Regülasyon ve altyapısal eksiklikler de katılım bankacılığının istenen paya ulaşmasını engellemektedir. Mevcut düzenlemeler katılım bankacılığı için bazı esaslar belirlese de, sektöre tam uyumlu kapsamlı bir yasal çerçeve henüz oluşturulmuş değildir. Devlet teşviklerinin de çoğunlukla konvansiyonel bankalara yönelmesi, katılım bankalarının kamusal destekten yeterince yararlanamamasına yol açmaktadır.
Türkiye’deki yüksek enflasyon ve belirsizlik ortamı, faizsiz modele duyulan ilgiyi sınırlamaktadır. Uzun süredir faizli işleyişe alışmış insanların finansal davranışlarını değiştirmek zordur. İnsanlar genellikle bildikleri yöntemlerle devam eder ve bu da katılım bankacılığının büyümesini yavaşlatmaktadır. Kurumsal ve stratejik yönetim sorunları da göz ardı edilemez. Katılım bankacılığı alanında uzman insan kaynağının sınırlı olması, yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesini güçleştirmektedir. Pazarlama stratejilerindeki yetersizlik de katılım bankalarının geniş kitlelere ulaşmasını engellemektedir. Öte yandan, katılım bankaları kredi verme konusunda daha muhafazakâr ve ürkek bir tutum sergilemektedir. Genel olarak bireysel müşterilere ve risksiz, teminatlı işlemlere yönelmektedirler. Bu durum onarlın büyüme potansiyelini sınırlandırmaktadır. Ayrıca, kredi kullandırmakta
Yine de katılım bankacılığının Türkiye’de yüzde 10’luk payı aşması mümkündür. Bu doğrultuda atılacak somut adımların başında, katılım bankacılığının ne olduğu ve hangi avantajları sunduğu konusunda toplumun kapsamlı şekilde bilgilendirilmesi gelir. Medya, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler iş birliğiyle düzenlenecek kampanyalar, katılım bankalarının etik, paylaşımcı ve reel sektörü destekleyen yapısını görünür kılabilir. Ayrıca, dijital dönüşüm projelerine hız verilmesi, bankaların mobil ve internet kanallarını zenginleştirmesi, genç kuşağı ve teknolojiyi merkezine alan kitleleri çekebilir.
Likidite yönetimine destek olacak faizsiz finans enstrümanlarının geliştirilmesi, katılım bankalarının maliyetlerini azaltarak rekabetçiliği artırabilir. Sukuk gibi finans araçlarının yaygınlaştırılması veya yeni ürünlerin tasarlanması, fon çeşitliliğini artırarak krizlerde dayanıklılığı sağlayacaktır. Regülasyon tarafında ise katılım bankacılığının temel ilkelerine uygun, kapsamlı düzenlemeler yapılması elzemdir. Devletin, katılım bankalarına da eşit düzeyde teşvikler sunması, sermaye akışını güçlendirerek sektörün büyümesini kolaylaştıracaktır.
Nitelikli personel yetiştirilmesi de bir diğer önceliktir. Uzman sayısı arttıkça, yeni ürün ve hizmetlerin ortaya konması ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi kolaylaşacaktır. Üniversitelerin ilgili bölümlerinde katılım bankacılığı üzerine müfredat geliştirilmesi ve meslek içi eğitimlerin artırılması, bu alandaki insan kaynağı açığını kapatabilir. Kredi politikalarının daha esnek ve çeşitliliği destekleyen bir yapıda olması, farklı gelir gruplarına ve KOBİ’leri de kapsayan yeni ürünlerin ortaya çıkarılması elzemdir.
Sonuç olarak, katılım bankacılığının Türkiye’deki payının düşük kalmasının ardında pek çok neden olsa da, hiçbiri aşılamaz değildir. Etkili farkındalık çalışmaları, dijitalleşme, ürün çeşitliliği ve düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesiyle, katılım bankacılığı etik ve sürdürülebilir yapısıyla daha geniş kitlelere ulaşabilir. Faizsiz bankacılığın reel ekonomiye doğrudan destek olma özelliği, Türkiye gibi büyüme hedefi yüksek ülkeler için büyük bir fırsattır. Yeter ki bu potansiyeli değerlendirecek irade ve stratejiler geliştirilsin. Bu sayede katılım bankacılığı, mevcut sınırlarını aşarak ülke ekonomisinde çok daha güçlü bir konum edinebilir ve toplumsal refaha katkısını artırabilir. Nihayetinde, doğru adımlar atıldığında yüzde 10’luk payın çok ötesine geçmeleri mümkündür.
Saygılarımla
Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir