Raporlar Konuşurken İslam Dünyası, Ahlak ve Rahatsız Edici Bir Gerçeklik
Dünyada barış, etik, toplumsal huzur ve güven üzerine hazırlanan uluslararası raporlar her yıl yayımlanıyor. Global Peace Index, Yolsuzluk Algısı Endeksi, Dünya Mutluluk Raporu… İsimleri farklı, yöntemleri farklı; ama anlattıkları hikâye neredeyse aynı. Bu raporlar bize ülkelerin ne kadar “iyi” olduğuna dair romantik bir tablo sunmuyor. Daha çok şu sorunun cevabını arıyorlar:
Bir toplumda insanlar ne kadar huzurlu, ne kadar güvende ve ne kadar adil bir düzenin içinde yaşıyor?
Bu raporların üst sıralarına baktığınızda her yıl benzer ülkeleri görüyorsunuz: İzlanda, Finlandiya, Danimarka, İsviçre, Hollanda, Kanada, Yeni Zelanda, Norveç…
Ve dikkat çeken bir başka gerçek daha var:
İslam dünyasından neredeyse hiçbir ülke bu listelerde üst sıralarda yer almıyor.
Bunu görür görmez savunmaya geçmek mümkün.
“Bunlar Batı merkezli raporlar” demek mümkün.
Hemen “manipülasyon” diyerek geçiştirmek mümkün.
“Zengin ülkeler, sömürünün mirasını yiyor” diye açıklamak mümkün.
Hatta “bizi bilerek dışarıda bırakıyorlar” demek bile mümkün.
Bunların hepsi kısmen doğru olabilir.
Ama aynı zamanda şunu da inkâr edemeyiz:
İslam dünyasında ciddi bir kargaşa, ahlaki aşınma ve toplumsal çözülme var.
Bu durum sadece raporlarda değil; kendi yaşadıklarımızda, çevremizde, sokakta, kurumlarda, gündelik hayatta karşımıza çıkıyor.
Burada mesele Batı’yı yüceltmek ya da “İslam’ı çoğrafyasını karalamak” değil.
Mesele, aynaya bakabilme cesareti.
Barış ve Toplumsal Huzur: Global Peace Index Ne Söylüyor?
Global Peace Index (GPI), ülkeleri; iç çatışmalar, toplumsal olayların sıklığı, şiddet düzeyi, güvenlik algısı ve militarizasyon gibi kriterlerle değerlendiriyor. Yani çok temel bir sorunun cevabını arıyor:
“Bu ülkede insanlar ne kadar huzur içinde yaşıyor?”
Son yıllardaki Global Peace Index sıralamasında ilk 20 ülke şöyle:
- İzlanda
- İrlanda
- Yeni Zelanda
- Avusturya
- Danimarka
- Portekiz
- Slovenya
- İsviçre
- Finlandiya
- Çekya
- Japonya
- Singapur
- Kanada
- Hollanda
- Belçika
- Norveç
- İsveç
- Almanya
- Avustralya
- İspanya
Bu listeye baktığınızda şunu görüyorsunuz:
Bu ülkelerde sorun yok mu? Var.
Şuç yok mu? Var
Ekonomik kriz yok mu? Var.
Siyasi gerilim yok mu? Var.
Ama şiddet, kaos ve sürekli öfke hali bu toplumların normali değil. İnsanlar haksızlığa uğradığında “sesim duyulur” duygusuna sahip. Bu da öfkenin sokakta patlamasını engelliyor.
En dikkat çekici gerçek şu:
İslam ülkeleri bu listenin ilk 20’sinde yok.
İlk 30’da çok az, ilk 40’ta bile sınırlı.
Bu durum sadece savaşlarla ya da dış politikayla açıklanamaz. Çünkü bazı ülkeler savaş yaşamadan da sürekli toplumsal kaos içinde olabiliyor.
Etik, Vicdan ve Devlet Ahlakı: Yolsuzluk Algısı Endeksi
Bir başka önemli rapor: Corruption Perceptions Index (CPI).
Bu rapor ülkelerdeki kamu ahlakını, yani devletin ve kurumların ne kadar dürüst algılandığını ölçüyor.
Buradaki temel soru çok net:
“Bu ülkede işini dürüst yapmak normal mi, yoksa saflık mı?”
CPI’ye göre en az yolsuzluk algısına sahip ilk 20 ülke şöyle sıralanıyor:
- Danimarka
- Finlandiya
- Yeni Zelanda
- Norveç
- Singapur
- İsveç
- İsviçre
- Hollanda
- Almanya
- Lüksemburg
- Kanada
- Avustralya
- İzlanda
- İrlanda
- Belçika
- Japonya
- Estonya
- Avusturya
- Birleşik Krallık
- Fransa
Bu liste bize şunu söylüyor:
Bu ülkelerde etik davranış istisna değil, standart.
Şimdi dürüst olalım.
Birçok İslam ülkesinde,
bir kamu görevlisinin hatası ne kadar şeffaf, bağımsız ve tutarlı biçimde soruşturuluyor?
Bu soruya verilen samimi cevap, neden bu listelerde yer almadığımızı zaten anlatıyor.
Mutluluk Meselesi: Aslında Güven Meselesi
Dünya Mutluluk Raporu çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Bu rapor insanların sürekli gülümsediği ülkeleri değil; kendini güvende, desteklenmiş ve yalnız hissetmediği toplumları ölçüyor.
İlk 20 ülke şöyle:
- Finlandiya
- Danimarka
- İzlanda
- İsrail
- Hollanda
- İsveç
- Norveç
- İsviçre
- Lüksemburg
- Yeni Zelanda
- Avusturya
- Avustralya
- Kanada
- İrlanda
- Almanya
- Belçika
- Çekya
- Birleşik Krallık
- ABD
- Fransa
Bu ülkelerde insanlar yalnız değil. Devlete güveniyor, komşusuna güveniyor, sisteme güveniyor. Yardımlaşma kültürü güçlü, toplumsal nezaket hâlâ yaşıyor.
Şimdi İslam dünyasına dönüp soralım:
İnsanlar birbirine güveniyor mu?
Yoksa herkes sadece kendini mi kurtarmaya çalışıyor?
“Ama Onlar Zengin” Demek Yetmiyor
Evet, bu ülkeler zengin.
Evet, tarihsel olarak sömürgecilikten pay alanlar var.
Ama şu soruyu sormadan geçemeyiz:
Zenginlik mi ahlakı doğurdu,
yoksa ahlak mı bu zenginliği mümkün kıldı?
Finlandiya’nın sokakları sadece bütçe yüzünden mi temiz?
İsviçre’de insanlar kurallara sadece ceza korkusuyla mı uyuyor?
İzlanda’da polis neden silah taşımıyor?
Bu soruların cevabı sadece ekonomi değil.
Toplumsal bilinç, disiplin, sorumluluk ve başkasının hakkını gözetme kültürü.
“Müslümanlık” ile Günlük Hayat Arasındaki Uçurum
İslam’a teorik olarak baktığınızda; adalet, temizlik, kul hakkı, emanet ve dürüstlük merkezde durur.
- Trafikte gerçekten herkes hakkını gözetiyor mu,
yoksa güçlü olan mı yol alıyor, sabırlı olan mı geride kalıyor? - Kamu malı, “nasıl olsa devletin” denilerek
emanet bilinciyle mi, yoksa sahipsizmiş gibi mi kullanılıyor? - İşini hakkıyla ve liyakatle yapan mı ilerliyor,
yoksa ehil olmayan mı? - Bir haksızlık yaşandığında insanlar ses mi çıkarıyor,
yoksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mı deniyor? - Çöpünü sokağa atan biri gerçekten rahatsızlık duyuyor mu,
yoksa çevreyi kirletmek artık normalleşmiş bir davranış mı? - Kurallara uyan kişi saygı mı görüyor,
yoksa “fazla saf” olmakla mı etiketleniyor? - Yanlış yapan “bizden biri” ise,
aynı yanlış başkasına yapıldığında gösterilen tepki gösteriliyor mu?
İsveç’te, İsviçre’de ya da Baltık ülkelerinde küçük bir köye gittiğinizde şuna hayran kalıyorsunuz:
Köy temiz.
Çevreye saygı var.
İnsanlar birbirine tebesümle bakıyor ve selam veriyor.
Kimse kimseyi kandırmaya çalışmıyor.
Bu tabloya bakınca açıkçası Müslüman olarak kendimizi sorgulamamız lazım..!
“Peki, Biz neyi yanlış yapıyoruz?”
Sorun Dış Güçler mi, Yoksa Biz mi?
İslam dünyasında yaşanan her sorunu dış güçlerle açıklamak kolay.
Ama aynı dış koşullara rağmen daha adil, daha düzenli toplumlar kurabilen ülkeler de var.
Sorun sadece siyaset değil.
Sorun sadece ekonomi değil.
Sorun zihniyet.
Disiplin eksikliği.
Hesap verebilirliğin zayıflığı.
“Bir şey olmaz” kültürü.
Kuralı aşmanın zekâ sayılması.
Ahlakın sözde kalıp hayata geçmemesi.
Bunlar konuşulmadan hiçbir şey değişmez.
İslam Dünyasının En Büyük Kaybı: Güven
Bugün birçok İslam ülkesinde insanlar devlete güvenmiyor. Kuruma güvenmiyor. Birbirine güvenmiyor. Hatta bazen kendine bile güvenmiyor.
Güven yoksa ne olur?
Herkes kendini kurtarmaya çalışır.
Kısa vadeli düşünür.
Ahlak bir “lüks” gibi görülür.
Oysa İslam ahlakı tam tersini söyler:
Uzun vadeyi düşün.
Kul hakkından kork.
Emanete ihanet etme.
Sert Ama Umutlu Bir Son
Bu yazı bir İslam toplumları eleştirisi değil.
Bu yazı İslam dünyasına bir çağrı.
Eğer gerçekten Müslüman toplumlar daha adil, daha temiz, daha hakkaniyetli olmalı diyorsak; bunu sadece hutbelerde, sloganlarda değil günlük hayatta göstermek zorundayız.
Daha disiplinli.
Daha şeffaf.
Daha hesap verebilir.
Daha temiz.
Daha saygılı.
Olmadığımız sürece raporlarda hep başkalarını görür, kendimizi hep dışarıda buluruz.
Bu bir kader değil.
Ama yüzleşmeden de değişmez.
Saygılarımla
Taşkın Koçak
