Bilgiyi Üretmek İnsandan Çıktı. Peki İnsan Ne Yapacak?

Bunu bir manşetten okumadık; bir sabah uyandık ve olmuştu. Büyük bir kırılma yaşandı ama ne sirenler çaldı ne de sokaklarda bir isyan koptu. Sessizdi, doğaldı, kaçınılmazdı. Çünkü kırılma sokakta değil; ekranda, kodun içinde gerçekleşti. Yapay zekâlar yazmaya, karşılaştırmaya, özetlemeye, üretmeye başladı. Bilgi artık aranan bir şey değil—basılan bir şey. Kopyalanan, çoğaltılan, parlatılan bir şey. İnsan yüzyıllar boyunca “bilen” olmanın gücüne yaslandı; şimdi “bilen”, insanla birlikte anılmıyor—giderek insanın yerine konuşan bir sistemle anılıyor.

Peki insan ne yapacak?

Bu soru kolay bir soru değil. Çünkü sadece teknolojiyle ilgili değil; insanın kendisiyle ilgili. Kimliğimizle, değerimizle, işe yararlığımızla ilgili. Uzun süre insanı tanımlayan olgu, bilgiye ulaşabilmesi ve onu üretebilmesiydi. Okullar bunun için vardı. Kurumlar bunun etrafında şekillendi. Uzmanlık, bilgi birikimiyle ölçüldü. Bugün bu yapı sarsılıyor. Çünkü bilgi artık nadir değil. Nadir olmayan şey, değerini kaybeder.

Artık bir metin yazmak mesele değil. Bir raporu özetlemek mesele değil. Bir strateji taslağı, bir iş planı, bir sunum hazırlamak da mesele olmaktan çıkıyor. Bunların hepsi birkaç komutla yapılabiliyor. Üstelik çoğu zaman “yeterince iyi” seviyede. Hatta kimi zaman, insan eliyle üretilmiş olandan daha tutarlı ve daha hızlı.

Bu durum şunu gösteriyor: Bilgi üretimi değersizleşmiyor; sıradanlaşıyor. Sonuçta sıradanlaşan şey, gücün kaynağı olmaktan çıkar. Güç başka bir yere kayar. Bugün o yer, bilginin kendisi değil; bilginin nasıl anlamlandırıldığıdır.

Yapay zekâ bilgi üretir. Ama neden sorusunu sormaz. Ne uğruna üretildiğini bilmez. Kime ne bedel ödettiğini hissetmez. Onun dünyasında “yapılabilir” olan vardır; “yapılmalı mı” sorusu yoktur. O yüzden yapay zekâ, kendi başına ne iyi ne kötüdür. Tehlike ya da fırsat oluşu, insanın ona verdiği yönle ilgilidir.

Asıl kırılma noktası da burada başlar.

Bugün yaşadığımız şey bir bilgi krizi değil; bir anlam krizidir. Bilgi fazlası, insanı ileri taşımak yerine felç edebilir. Her yönden veri akarken, insan neye odaklanacağını bilemez hâle gelir. Bu durumda kaybolan şey bilgi değil; seçme yetisidir ve seçemeyen insan, düşünemez. Düşünemeyen insan, yalnızca tepki verir.

İnsanı bekleyen en büyük risk, “cevabı olan ama fikri olmayan” bir varlığa dönüşmektir. Yapay zekâ bize sayısız cevap sunacak. Biz de bunlar arasından seçim yapacağız. Ama eğer bu seçim yalnızca hız, maliyet, verimlilik gibi ölçütlerle yapılırsa; insan zihni yavaş yavaş devre dışı kalır. Çünkü düşünmek zahmetlidir. Seçmek kolaylaştıkça, *düşünme tembelleşir.*

O yüzden bu çağda en kritik beceri bilgi sahibi olmak değil; doğru soruyu kurabilmektir. Yanlış soruya verilen en zeki cevap bile anlamsızdır. Doğru soru ise yalnızca zekâdan değil; düşünceden deneyimden ve etik kaygıdan doğar. Yapay zekâ soruya cevap verir. Ama hangi sorunun sorulmaya değer olduğunu hâlâ insan karar verir.

Bir başka gerçek daha var: Bundan sonra insan bilgi üretecekse bile, bunu büyük ölçüde yapay zekâ yardımıyla yapacak. “Yalnız başına” üretim, istisnai ve pahalı bir şeye dönüşecek. Bu durum romantik bir kayıp gibi algılanabilir ama aynı zamanda yeni bir ortaklığın da başlangıcıdır. İnsan ve makine birlikte düşünecek. Ancak bu ortaklıkta kritik bir soru vardır: Direksiyon kimde?

Çünkü yapay zekâ hız verir, ölçek verir, seçenek verir. Hatta çoğu zaman, çok sayıda disiplinden beslenebildiği için insanın tek başına kuramayacağı kadar geniş bir bilgi havuzuna ve bağlam çeşitliliğine aynı anda erişebilir; bazı konularda insandan daha “bilgili” gibi görünebilir. Ama yön vermez. Yön verme sorumluluğu insana aittir. İnsan bu sorumluluğu terk ederse, bilgi üretimi devam eder ama anlam kaybolur. O zaman ilerleme dediğimiz şey, yalnızca hızlanmak olur. Hedefi olmayan hız ise ilerleme değil, savrulmadır.

İnsanın yeni rolü burada netleşiyor: Süzmek. Önceliklendirmek. Bağlam kurmak. Sorumluluk almak. Yapay zekânın sunduğu binlerce olasılık arasından “en iyi”yi değil; “en doğru”yu seçmek. Bazen de en doğru seçimin “yapmamak” olduğunu savunabilmek. Çünkü makine “yap” der. İnsan bazen “dur” demek zorundadır. İnsan, yapay zekâdan daha ileri bilgi üretmekte zorlanacak. Bu kaçınılmaz. Ama insanın asıl gücü zaten bilgi miktarında değildi. İnsanın gücü, anlam inşa edebilmesindeydi. Anlam; hızla değil, durarak kurulur. Bağ kurarak, bedel düşünerek, sonuçları üstlenerek oluşur. Yapay zekâ sonuçlara katlanmaz. Kararların bedelini ödemez. İnsan öder.

Bilgiyi üretmek insandan çıktı.
Ama anlamı kurmak, sınır koymak, yön tayin etmek ve bedelini üstlenmek hâlâ insanın omuzlarında.

Belki de bu çağda insan olmanın değeri, ne bildiğimizle değil; neyi seçtiğimizle ölçülecek. Daha da sert söylemek gerekirse: Ne ürettiğimizle değil; neye izin verdiğimizle.

Bundan böyle insan zekâsı, doğası gereği yalnızca bilgi biriktirmeye değil; bağlam kurmaya, anlam inşa etmeye, amaç belirleyip önceliklendirmeye ve bu amaç doğrultusunda proje ile eylem üretmeye yönelerek gelişecektir.

Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir