Kendini tanımıyorsan, önünü göremiyorsan, hangi yöne yürüyeceğini kestiremiyorsan… Evet: orada belirsizlik vardır.
Ama belirsizlik, çoğu insanın sandığı gibi karanlık değildir. Cehalet değildir. Kaos ise hiç değildir.
Belirsizlik, daha derin bir hakikate işaret eder:
Belirsizlik bir arıza değil; bir düzenin parçasıdır. Bir yasadır.
Şunu soralım: Evren “kesinlik” üzerine mi kuruldu?
Hayır.
Peki sen, hayatında her şey netleşmeden hareket etmeyi reddederek mi ilerliyorsun?
O zaman ilerleyemezsin. Çünkü hayat, netleşmeyi bekleyenleri değil; belirsizlik içinde yol bulmayı öğrenenleri büyütür.
Kemerleri bağlayalım: Bugün belirsizliğin doğasına iniyoruz.
Belirsizlik: İmtihanın Perdesi
İnsan her şeyi bilebilir mi? Mümkün değil.
Bu sınır, insanın aczi değil; insanın yaratılış ölçüsüdür.
Kur’an’ın işaret ettiği temel çerçeve nettir:
“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Onları O’ndan başkası bilmez.” (En‘âm 6:59)
“Hiçbir canlı yarın ne kazanacağını bilemez.” (Lokman 31:34)
Allah’ın ilminde her şey apaçıktır; fakat insan için bilginin önünde bir perde vardır. O perde kalksaydı, imtihanın anlamı kalmazdı.
Öyleyse mesele belirsizliği kaldırmak değil; belirsizlikle doğru ilişki kurmaktır.
- Adım atacaksın.
- Şartları okuyacaksın.
- Bilgi toplayacaksın.
- Esnek kalacaksın.
Önüne bakmadan yürüyen düşer.
Ama belirsizliğe teslim olan da kaybolur.
İkisi de yanlıştır.
Sınır Bilinci: Bilinmeyeni Kabul Etmek, Dağılmak Değil
Belirsizlik, insanın zayıflığı değil; insanın sınır bilincini sınayan bir alandır. Her şeyi bilmemek bir eksiklik değildir. Asıl eksiklik, bilmediğini inkâr etmektir. İnsan sınırını bildiğinde küçülmez; aksine dağılmaktan kurtulur. Çünkü sınır, insanı durduran değil; yönünü netleştiren bir çerçevedir.
Sınır bilinci olmayan zihin iki uçta savrulur: Ya her şeyi kontrol edebileceğini sanır, ya da hiçbir şey yapmamayı “tedbir” diye paketler. Oysa hikmetli duruş şudur: Bilmediğini kabul etmek ama sorumluluktan kaçmamak. Belirsizlik, insanı pasifliğe değil; ölçülü harekete çağırır. Ne kibirli bir kesinlik iddiası, ne de teslim olmuş bir atalet…
İnsan, sınırını bildiği anda doğru soruyu sormaya başlar: “Her şeyi nasıl bilebilirim?” değil, “Bu şartlar altında en doğru adımı nasıl atarım?” İşte belirsizlik tam burada anlam kazanır.
Entropi: Evrenin “Kendiliğinden” Dağılma Eğilimi
Şimdi evrenin işleyişine bakalım.
Fizikte “entropi” diye bir ilke var. Özet bir dille şunu söyler:
- Zaman ilerledikçe düzensizlik eğilimi artar.
- Kapalı sistemler, enerji yönetemezse çökmeye meyleder.
- Düzen, kendiliğinden kalıcı değildir; çaba ister.
Bir bardak yere düşünce kırılır; kendiliğinden toparlanmaz. Çünkü doğada “kendiliğinden kusursuz düzene dönüş” baskın eğilim değildir.
Bu bize ne söylüyor?
Belirsizlik kaçınılmazdır.
Ama asıl mesele şudur: Sen entropiye karşı ne kadar bilinçli mücadele ediyorsun?
Enerjini, odağını, alışkanlıklarını ve ilişkilerini yönetemeyen zihin dağılır; yönetebilen zihin belirsizliğin içinde bile düzen kurar.
Kuantum: Evrenin Temeli Bile “Kesin” Değil
Klasik zihin şu beklentiyle yaşar:
“Sebep-sonuç nettir, her şey hesaplanır; yeterince bilirsem kesin konuşurum.”
Kuantum mekaniği ise insanın kesinlik iştahına çok sert bir sınır çizer:
- Heisenberg Belirsizlik İlkesi: Bir parçacığın konumu ve momentumunu aynı anda mutlak kesinlikte bilemezsin.
- Süperpozisyon: Bir sistem, ölçülene kadar birden fazla olasılık durumunu birlikte taşıyabilir.
Demek ki belirsizlik, sadece psikolojik bir hâl değil; varlığın en derin katmanlarında bile bulunan bir gerçekliktir. Evren mikro ölçekte bile kesin değilken, sen neden hayatın makro ölçekte “tam netleşmesini” şart koşuyorsun?
Netlik çoğu zaman bir “başlangıç şartı” değil; sonradan kazanılan bir üründür.
Karar: Belirsizliği Yönetme Yeteneğidir
Hayat, yalnızca “bilenlerin” kazandığı bir oyun değil. Hayat, çoğu zaman bilmeden doğru hamleyi yapabilenlerin ayakta kaldığı bir sistemdir.
Şu örneklere bak:
- Girişimci belirsizliğin içinde yatırım yapar.
- Lider, geleceği net bilmeden strateji kurar.
- Bilim insanı, belirsizliğin içinde hipotez üretir ve keşfe yürür.
Bu yüzden üç beceri öne çıkar:
- Veri toplama: Bilgi arttıkça belirsizlik yönetilebilir hâle gelir.
- Esneklik: Katı zihin kırılır, esnek zihin uyumlanır.
- Zamanında karar: Sürekli bekleyen değil, doğru zamanda hamle yapan kazanır.
Statik zihin kaybeder.
Dinamik zihin kazanır.
Toplumlar: Belirsizlikten Korkanlar Geride Kalır
Belirsizlik sadece bireyin meselesi değildir; toplumların kaderini de belirler. Belirsizlikle baş edemeyen toplumlar savrulur. Belirsizliği yönetebilen toplumlar ise yön verir.
Nasıl?
- Eğitim ve bilimle: Cehalet, belirsizliğin en büyük düşmanıdır.
- Stratejik planlamayla: Belirsizliği inkâr etmek değil, ona göre senaryo üretmek gerekir.
- Esnek kurumlarla: Katı sistemler kırılır; esnek sistemler yaşar.
Büyük şirketlerin büyüme mantığı da budur: belirsizlikte yön bulmak. Mesele “risksiz dünya” değil; riskin içinde doğru akıldır.
Sonuç: Belirsizliği Yöneten, Geleceği Yönetir
Bütün düğüm şu cümlede:
Belirsizlik bir düşman değil; bir araçtır.
Onu doğru okuyanlar yol alır.
Onu bahane edenler yerinde sayar.
Kader, çoğu zaman büyük olaylarda değil; şu iki tutumdan hangisini seçtiğinde belirlenir:
- Belirsizliği gerekçe yapıp ertelemek mi?
- Belirsizliği kabul edip akıllıca hareket etmek mi?
Çünkü mesele belirsizliği yok etmek değildir.
Mesele, belirsizliğin içinde doğru hareket etmeyi öğrenmektir.
Şimdi kendine sor:
Sen belirsizliğin içinde ne yapıyorsun?
Saygılarımla,
Taşkın Koçak
