Bakanlık Seviyesinde Yapay Zeka Seferberliği Şart, Yoksa Büyük Bedel Öderiz!

Dünya, her geçen gün yapay zeka alanında çarpıcı gelişmelere sahne oluyor. ABD ve Çin arasında giderek kızışan yapay zeka rekabeti, teknolojik savaşın yeni boyutlarını gözler önüne seriyor. Özellikle Çin’in son dönem yapay zeka atakları, ABD’yi endişeye sevk etmiş durumda. Bu iki ülke, küresel sahnede yapay zeka odaklı bir “büyük güç” mücadelesi veriyor. Yalnızca savunma ve ekonomi gibi stratejik alanlarda değil, aynı zamanda günlük hayata entegre olan teknolojilerde de ezberleri bozan yapay zeka devrimi, dünya ülkelerini büyük bir yarışa sürüklüyor.

Avrupa Birliği, bu rekabetin gerisinde kalmamak için ciddi adımlar atarak yapay zekaya büyük fonlar ayırıyor. Fransa ve Almanya başta olmak üzere pek çok ülke, üniversiteler ve özel sektörü destekleyerek yapay zeka araştırmaları için özel programlar yürütüyor. Japonya, Kore ve Hindistan ise bu konuda adeta bir seferberlik ilan etmiş durumdalar. Öte yandan, Rusya da teknoloji stratejisini büyük ölçüde yapay zeka üzerine kuruyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yıllar önce dile getirdiği “Yapay zekaya hakim olan, dünyayı yönetecektir” sözü bugün çok daha büyük önem arz ediyor. Küresel alanda yaşanan bu gelişmeler, yapay zekanın ne denli kritik bir unsur haline geldiğini açıkça gösteriyor.

Bu tabloya Türkiye açısından bakıldığında ise maalesef gecikmiş bir farkındalıktan söz etmek mümkün. Yapay zeka ekosistemi ülkemizde henüz yeterince kurumsallaşamamış ve devlet politikalarına tam olarak entegre olamamış durumda. Üniversitelerimizde ve araştırma merkezlerimizde önemli çalışmalar yürütülse de, bunları destekleyecek ulusal ölçekli stratejiler ve yeterli mali kaynaklar eksik kalıyor. Genç nüfusumuz ve dinamik mühendislik kültürümüz, aslında Türkiye’yi bu alanda avantajlı hale getirebilecek çok değerli bir potansiyel sahip. Ancak devlet bazındaki yetersizlik, beyin göçüne ve yerel girişimlerin küresel ölçekte rekabet edememesine yol açmaktadır.

Tam bu noktada, “Yapay Zeka Bakanlığı” kurulması veya bakanlık düzeyinde bir seferberlik başlatılması, Türkiye için artık bir lüks değil, zorunlu bir adımdır. Bu önerinin ardında birçok haklı neden yatmaktadır. Öncelikle, yapay zekanın disiplinlerarası doğası, farklı kurumlar ve sektörler arasında etkin bir koordinasyon gerektirir. Eğitim, savunma, sağlık, tarım, üretim ve finans gibi pek çok sektöre katkı sağlayan yapay zeka çözümleri, güçlü bir merkezi destek ve stratejik çerçeve olmadan potansiyelini tam anlamıyla ortaya koyamaz. İşte bu noktada, bakanlık düzeyindeki bir yapılanma hem ilgili politikaları şekillendirebilir hem de kaynakları doğru biçimde yönlendirerek sektörleri harekete geçirebilir.

İkinci olarak, uluslararası rekabetin geldiği noktada, yapay zeka sadece ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda ulusal güvenliği de yakından ilgilendiriyor. Savunma sanayii, siber güvenlik, istihbarat ve kritik altyapıların korunması gibi konularda yapay zeka teknolojilerinin oynayacağı rol, gelecekteki uluslararası dengeleri doğrudan etkileyecek. Türkiye’nin bu alanda bağımsız ve rekabetçi teknolojiler geliştirmesi, stratejik açıdan büyük önem taşıyor.

Üçüncü olarak, yerli dil modelleri gibi kritik alanlarda hâlâ dışa bağımlı kalınması, Türkiye’nin bilişim ve iletişim altyapısı için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Teknoloji devleri genellikle İngilizce, Çince veya diğer yaygın dillerde hizmet veriyor; Türkçe dil modeline dair çalışmalar ise yetersiz kalıyor. Türkçe yapay zeka ekosistemi için gerekli veri kümelerinin oluşturulmasından kurumsal desteklere kadar pek çok alanda, ulusal çapta organizasyon ve yatırım gerekiyor.

Ayrıca, bir yapay zeka bakanlığının kurulması, ülkemizin genç girişimci ve yazılımcılarını motive edecek, tersine beyin göçü için de önemli bir itici güç sağlayacaktır. Proje ve yatırım destekleri, bu alanda çalışanların dünya çapında yenilikler yapmalarına zemin hazırlayabilir. Kendi kendine yeten bir yapay zeka sektörünün oluşması, uzun vadede ülkemizin küresel rekabet gücünü de artıracaktır.

Unutmamak gerekir ki, yapay zeka sadece birkaç ülkenin tekelinde kalacak bir teknoloji değildir. Hızlı davranan, kapsamlı strateji geliştiren ve yatırım yapan ülkeler, dijital geleceğin haritasını çizecek. Türkiye’nin de bu yarıştan geri kalmaması için gereken her türlü önlem bir an önce alınmalı, bu konudaki projeler siyasi takvimlerin ötesinde, ulusal bir vizyon çerçevesinde hayata geçirilmeli.

Böylesine kritik bir dönemde, yapay zekanın sadece teknolojik bir alan olmadığına; aksine, siyasal, ekonomik ve hatta toplumsal dönüşümler yaratan bir güç olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Gelecekte söz sahibi olmak isteyen ülkeler, yapay zeka ekosisteminin her aşamasında aktif olacaklar. Bu nedenle, Türkiye’nin gerçek bir atılım yapma vakti gelmiştir.

Sonuç olarak, yapay zeka alanında bakanlık seviyesinde bir yapı kurmak, Türkiye’nin hem dünya sahnesindeki rekabet gücünü artıracak hem de kendi teknolojik altyapısını güçlendirecektir. Bu hamle, ülkenin genç nüfusunu destekleyecek, akademik ve sanayi işbirliklerine ivme kazandıracak, aynı zamanda ulusal güvenlik ve stratejik bağımsızlık açısından da büyük fırsatlar sunacaktır. Yapay zeka, artık bir tercih değil, gelecekte var olmanın önkoşuludur. Türkiye bu konuda geç kalmamalı, hızla harekete geçmelidir.

Saygılarımla

Taşkın Koçak

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir